Çanakkale Savaşı ile İsrail Devleti'nin kuruluşu arasında bağlantı vardır.
Çanakkale Muharebeleri sadece Türk tarihi açısından değil başka milletler açısından da önemlidir. Çanakkale Cephesi bugünkü İsrail Devleti'nin temellerinin atılmasına zemin hazırlamıştır. Bir Siyon Devleti kurmak isteyenler Çanakkale Savaşı'nda İtilaf grubunda yer alarak Türklere karşı savaşmışlardır.
Yahudiler, tarih boyunca yaşadıkları pek çok yerden kovulmuşlardır. Türkler, Yahudilere kucak açan nadir milletlerden biridir. Bu gerçeğe rağmen Yahudiler, Türklere yönelik pek çok olumsuz gelişmenin içerisinde yer almışlardır.
XX. yüzyılda Filistin’de yaşayan Yahudiler, Osmanlı Devleti'nin savaşa dahil olmasıyla Kudüs'te bulunan IV. Osmanlı ordusu ile ilgili bilgileri kıyılarda bulunan İngiliz güçlerine iletmek için girişimde bulunmuş ve yakalanmışlardır. Suriye-Filistin bölgesinde bulunan 1V. Ordu Kumandanı Cemal Paşa'nın denetimlerini arttırması sonucu Siyonistler, İngiltere’nin kontrol ettiği Kahire'ye kaçmışlardır.
İngiliz yönetiminin göçmenlere tahsis ettiği Mafruza ve Gabari kamplarında yaşayan siyonist Yahudiler, Vlamidir Jabotinski liderliğinde Birinci Dünya Savaşı’nda sadece Yahudiler tarafından kurulacak silahlı bir birliğin İngilizlerin yanında savaşa katılmak istediğine dair bir dilekçeyi Mısır'daki İngiliz komutanı General Maxwell'e iletirler. General, savaşın mevcut vaziyeti nedeniyle Filistin'de bir cephe açılmasının söz konusu olmadığını, fakat Siyonistler ısrar ettikleri takdirde onlardan bir katır alayı oluşturarak, cephane ve malzeme taşımak amacı ile Çanakkale'ye yollayabileceğini belirtir.
İngilizler, Osmanlı Devleti’nin hakim olduğu topraklarda bulunan tüm azınlıkları, İstanbul’da bulunan hükümete karşı kullanmak istemişlerdir. O yüzden, Osmanlı topraklarında yaşayan Yahudi azınlığı Gelibolu Cephesi’nde kullanmayı düşünmüşlerdir. Siyonistlerin emelleri ise çok daha farklıdır, onlar da İngilizleri kullanarak kadim toprakları olan Filistin’i “vatan yapmak” için Gelibolu’ya gitmişlerdir.
Jabotinski için bir katır alayı lejyonu oluşturmak ve Filistin dışında bir cephede savaşmak kolaylıkla kabul edilecek koşullardan değildir. Arkadaşı Joseph Trumpeldor, Jabotinski'ye, "Türkleri Filistin'den atmak için onları ezmek zorundayız. Buna ise kuzeyden mi, güneyden mi başlamışsın; bu sadece bir taktik meselesidir. Nasıl olsa her yol Siyon'a çıkar." cevabını vermiştir. Siyonistler için çok kabul edici bir durum olmasa da Siyon Katır Alayı (Zion Mule Corps-ZMC) oluşturarak savaşta yer alma fikri kabul edilmiştir.
Mısır’da bir ay yoğun eğitim alan Siyon Katır Alayı, askeri talimleri İbranice yapmış ve sembol olarak Davud Yıldızı'nı seçmiştir. Yakasında sarı renkli Davud yıldızı işlenmiş bir üniforma taşıyan, çoğunluğu Rus Yahudisi olan beş yüz asker, yedi yüz elli katır ve yirmi subaydan oluşan Siyon Katır Alayı, Hahambaşı tarafından takdis edilerek, muharebe için gerekli malzemeleriyle, 17 Nisan 1915 tarihinde Hymettus ve Anglo-Egyptian adındaki iki gemiyle İskenderiye’den büyük bir törenle uğurlanmıştır.
İrlanda asıllı Albay John Henry Patterson ve Binbaşı Joseph Trumpeldor önderliğinde Siyon Katır Alayı 27 Nisan 1915’de Gelibolu Yarımadası'nın güney sahiline gelmişlerdir. Gelibolu Yarımadası’nda 9,5 ay sürecek olan kanlı çarpışmalar 25 Nisan 1915 tarihinde başlamıştır. Siyon Katır Alayı'nın görev alanı İngilizlerin W Sahili olarak adlandırdıkları Tekke Koyu, Zığındere hattıdır.
Bu Alayın özel görevi, siperlerdeki birliklere su ve diğer gerekli malzemeleri sağlamaktır. Gelibolu Yarımadası'nın güneyinde savaşın en şiddetli dönemlerinde kendilerine verilen görevleri sadakatle yerine getirdiler. Hizmet verdikleri cephede savaş içerisinde yer almamışlardır, zaten İngilizlerin de böyle bir beklentisi olmamıştır. Buna rağmen Çanakkale Savaşları'nda bazen, sıcak çatışmaya dahil olarak Türk tarafına kurşun atmışlardır.
13 Siyon Katır Alayı'nın, 29. Tümen’in emrindeki görevi, 9 Ocak 1916’da Gelibolu’nun, Müttefiklerce boşaltılıp tahliye edilmesine kadar devam etmiştir. Görevlerini 8 er ve 47 katır kayıpla tamamlayan Alay, İngiliz hükümetinin övgü ve minnettarlığını kazanarak Mısır'a dönmüştür.
Alay komutanı Patterson anılarında Çanakkale Cephesi'nin öneminden şöyle bahsetmektedir:
“Çanakkale’deki berbat kayıplarımızın ve feci yenilgimizin tamamen sonuçsuz kaldığı zannedilmesin. Oradaki varlığımızla azametli bir Türk Ordusunu alıkoyup neredeyse yok ettik ve bunu yaparak Rus Müttefikimize paha biçilemez bir destek sunmuş olduk. Eğer Gelibolu’da tuttuğumuz Türk ordusunun Enver Paşa’nın Kafkaslardaki büyük hamlesine katılması mümkün olmuş olsaydı, Türklerin bu bölgelerde Rusları ezeceğine ve Müttefikimiz için her şeyi kapkara kılacaklarına hiç şüphe yoktu…”
Muharebe esnasında Siyon Katır Alayı'nın göstermiş olduğu cesaret ve kahramanlık Birleşik Krallık'ın yanı sıra dünya basınında da olumlu etki yapmıştır. Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı General Hamilton da bu birliğe başarısından dolayı onur belgesi vermiştir
1917 yılının aralık ayında General Allenby komutasındaki kuvvetler Kudüs'ü işgal ettiği sırada aralarında Siyon Katır Alayı'ndaki gönüllü askerler de bulunuyordu. Bu orduyu Filistin'de karşılayan Yahudiler "Çanakkale'deki Siyon Katır Alayı oğlumuzdu; bu Siyon Lejyonu ise torunumuzdur" demişlerdir. Bu taburlarda görev alan David Ben Gurion, Itzhak Ben-Zvi gibi kişiler de ileride İsrail Devleti'nin başbakanı ve cumhurbaşkanı olmuştur.
Siyon ordusu kurulması için mücadele veren Jabotinski 'nin asıl amacı Filistin'de bir Musevi yurdu projesini Londra'nın kabullenmesini sağlamaktır. Ben-Zvi Musevilerin bir ordu kurabilmeyi başarmalarını ileride kuracakları millî devleti oluşturabilmenin vazgeçilmez şartlarından biri olarak görüyordu. Siyonistlere göre, Çanakkale'de savaşan Siyon Katır Alayı, milli devlete giden yol için çok şey demektir. Nitekim konu, savaş bitince barış masalarına getirilmiştir.
İngiliz Hükümeti 2 Kasım 1917'de yayınladığı "Balfour Bildirisi"nde: "Majesteleri Hükümeti Filistin'de Museviler için millî bir yurt kurulması görüşünü olumlu karşılamakta ve bu amacın gerçekleştirilebilmesini kolaylaştırmak için elindeki bütün imkânları kullanmaya hazır bulunmaktadır" ifadesi ile Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bir "Yahudi ulusal anayurdu" kurulmasını destekleyeceğini bildirmiştir.
İsrail-Filistin sorununun başlangıç noktasını oluşturan Balfour Bildirisi ile Gelibolu’da başlayan Siyonizm macerası farklı bir durum alarak yeni gelişmelere ortam hazırlamıştır.
Siyonizm davasının en önemli isimlerden Jabotinski, durumu şöyle ifade etmiştir:
"Eğer biz 2 Kasım 1917’de Balfour Bildirisi ile Filistin’de yurt edinme sözü aldıksa buna ulaşan yol Gelibolu’dan geçmiştir."
OK