ARKADAŞIN biri sosyal medya üzerinden, özelden yazıyor. Diyor ki...
ARKADAŞIN
biri sosyal medya üzerinden, özelden yazıyor.
Diyor ki...
"Sana üzülüyorum. Bu nasıl gazetecilik, bu nasıl köşe yazarlığı. Ülke FETÖ operasyonlarından geçilmiyor, sen ise hiç bu konulara değinmiyorsun. Yazsana, 17/25 Aralık sonrası terör örgütü Gülen Cemaati ile alakası kalmayan, sırt çeviren, tüm bağlarını koparan ama 15 Temmuz sonrası FETÖ'den dolayı görevden alınan kamu görevlilerinin neler çektiğini, ailelerin nasıl mağdur olduğunu falan. Onlar da kandırıldı, onlar da bu cemaatin hayır hasenat için çalıştığını zannetti ama şimdi hem pişman, hem de perişanlar. Yazamazsın tabi. Sen de şu kaotik ortamda başına bir hâl gelir diye ürkenlerdensin, öyle değil mi?"
Bizde cevap fiks...
"Gel, köşemi sana açayım. İsmini cismini vermek şartıyla dök içini. Söyle, ne söyleyeceksen. Ama gelemezsin. Pardon ama, size, yel değirmenleriyle beyhude bir savaş içine giren Don Kişot mu lazım abicim?"
***
Çarşıda rutin haber ve köşe yazısı mevzusu için avdayım, köşe yazısındaki fotoğraftan sıfatımızı tanıdığını sonradan öğrendiğim esnafın biri çeviriyor yolumu.
Diyor ki...
"Hani dükkan kiraları düşecekti, hani dükkan sahipleri ile konuşulacaktı, hani esnafa can suyu verecek yeni önlem paketleri devreye sokulacaktı, hani turisti Alanya'ya çekecek dev projeler için düğmeye basılacaktı? Neden yazmıyorsun bunları, kimden çekiniyorsun, söyle, itiraf et bakalım."
Bizde cevap fiks...
"Güzel abicim, senin her ay aidat verdiğin oda başkanın bile ağzını açmıyor, tek kelime etmiyor. Gidip ona çatsana, hesap sorsana! Yoksa size, yel değirmenleriyle beyhude bir savaş içine giren Don Kişot mu lazım?"
***
Şehir dışından misafirim gelmiş, akşam şehir turu atıyoruz.
O esnada, medya kanalıyla birbirimize aşina olduğumuz, belki sağda solda bir iki kere selamlaşmışlığımız olan tanınmış bir otelci, "Gel kardeşim, sana biraz kırgınım, diyeceklerim var" deyip buyur ediyor, gayet lüks bir 'frençayzing'ten devşirme kafeteryanın kaldırıma bakan bahçesine.
"Misafirim var, başka bir mekana takılacağız. Buyur abicim, ayak üstü söyle diyeceklerini" diyorum.
Diyor ki...
"Turizm sektörü yerlerde sürünüyor, otelci perişan. Ama sen de görüyorsun, şehrin hem batısına hem doğusuna peş peşe çok sayıda otel yapılmaya devam ediliyor. Talep yok, ama arzda patlama var. Bu işin sonu nereye varacak? Yazsana bunları. Neden yazmıyorsun, yoksa seni de mi kandırdı bu yeniyetme turizmciler."
Bizde cevap fiks...
"Pek kıymetli otelci abicim, senin her ay aidat verdiğin, hakkını savunsun diye oy verip koltuk sahibi ettiğin dernek başkanın ve yönetimi bile ağzını açmıyor bu ve benzer konularda. Şimdi gelmiş, bunları benim gündeme getirmemi talep ediyorsun. Yoksa size, yel değirmenleriyle beyhude bir savaş içine giren Don Kişot mu lazım?"
***
Kıssadan hisse, kıymetli okuyucu...
Sezon bitti bitecek, turizmci perişan, esnaf kan ağlıyor, şehirde herkes bir şeylerden şikayetçi ama Nasrettin Hoca'nın "Fil" hikayesi misali hiç kimse çıkıp da derdini Timurlenk'e anlatmak, hedef tahtası haline gelmek, kimseyle papaz olmak istemiyor.
Olsun, varsın.
Biz dilimiz döndüğünce, kalemimiz yettiğince yine doğruları söylemeye, sorunları muhataplarına iletmeye, sıkıntıları gündeme getirmeye devam edeceğiz.
Don Kişot mu lazım?
Arayın, 7/24 hizmetinizdeyiz.