TARİHİN belli dönemlerinde, tek tip insan yaratma peşinde koşan beyinler, gündeme gelmiş olmasına karşın, böyle bir arayışın tehlikesi ve de insanlığa verdiği zararların boyutlarını düşünmemizde yarar var.  Günümüzde bile, yukarıdan...

TARİHİN

belli dönemlerinde, tek tip insan yaratma peşinde koşan beyinler, gündeme gelmiş olmasına karşın, böyle bir arayışın tehlikesi ve de insanlığa verdiği zararların boyutlarını düşünmemizde yarar var.
Günümüzde bile, yukarıdan aşağı bir dayatmayla, şu ya da bu biçimdeki teşvikle, bir inancın, bir ideolojinin hatta bir düşünsel açılımın fanatik militanlarının robotlaştırılmasına, papağan gibi aynı şeyleri tekrarlamalarına şahit olabiliyoruz.
Bu salt bir alanda değil, soldan sağa, ilerici ya da gerici tüm yapılanmalarda ve her alanda kendini göstermekte.
İnsanları düşünmeye teşvik edip, her şeyi sorgulamalarını önererek, neyin ne olduğunun bilincine varmalarını sağlama yerine, insanları bir düşünceye tutsak etmeye çalışan dinsel, mezhepsel, etniseye dayalı, özden uzak, süslü sözlerle, amacından saptırılan bir sürü yapının varlığını düşündüğümüzde, sorunun ne denli büyük olduğu ortada.
Bir düşünür “Bir düşünceye takılıp kalma. Gerçeği bir düşünce aydınlatamaz” demiş.
Sağlıklı bir düşünceye giden tek yolun bilim olduğunu, dogmalara dayalı hiçbir öğretinin gerçekçi olamayacağını bilmek ve anlamak gerekir.
Yaradan’ı anlamanın ve anlatmanın imkansızlığında,
Yaradan üzerinden insanları yönlendirmeye kalkanların, ne kadar gerçekçi olup olmadıklarını anlayabilmek için, öncelikle hepimizin, kafamızda Yaradan’ı tahayyül edip, sonra böylesine sıradan fanilerin, Yaradan’ı temsil edip edemeyeceğini düşünmemiz gerekir!
Altın nesil yaratmaktan söz ederek, bilim temelli eğitimden çok, dogmatizmin temel alındığı öğretilere ve bu öğretilerin verildiği kurumsal yapılara övgüler yağdırmanın, toplumu ileriye değil geriye götüreceği aşikarken, sırf siyasi kaygılara dayalı olarak ya da kendi düşünsel saplantılarını topluma empoze etmeye kalkmak, toplumu geriye götürmesi bir yana çok tehlikeli bir kutuplaşmaya ve çatışmaya da taşıyabilir!
Herkes özgürce kendi inancını yaşamalı.
Kimse kimseye kendi inancını dayatıp, diğer inançları ötekileştirmemelidir.
Özellikle devlet adamları ve de siyasiler, toplumun önemsediği ve kutsadığı değerler üzerinden siyaset yapmamalıdır.
Birey olarak laik olunmasa da, devlet adamı olarak laik bir anlayış içinde, ülkeye ve ülke insanına hizmet etme kaygısıyla hareket edilmelidir.