Kadın için en önemli yaşam olaylarından biri de doğumdur, hiç şüphesiz. Doğum sonrası, aileye yeni bir üyenin katılımıyla birlikte yepyeni bir düzen kurulur. Kadınlar, doğum sonrası özellikle ilk yıl, çeşitli psikolojik, psikiyatrik...
Kadın için en önemli yaşam olaylarından biri de doğumdur, hiç şüphesiz. Doğum sonrası, aileye yeni bir üyenin katılımıyla birlikte yepyeni bir düzen kurulur. Kadınlar, doğum sonrası özellikle ilk yıl, çeşitli psikolojik, psikiyatrik rahatsızlıklar yaşayabilirler. Bunlardan en sık karşılaşılanlar, Obsesif Kompulsif Bozukluk(Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Takıntı hastalığı), Depresyon, Anksiyete(Kaygı) Bozuklukları, nadiren de psikoz olarak sıralanabilir. Bu hastalıklar arasında en sık görüleni ise depresyondur. Doğum sonrasında görülen depresyonun, yine doğumdan hemen sonra görülmeye başlanan ‘Postpartum Blues/Lohusalık Hüznü’nden ayırt edilmesi gerekir.
POSTPARTUM BLUES NEDİR?
Postpartum Blues, yeni doğum yapan annelerin yaklaşık yüzde 50- 75’inde görülen, görülmesi normal olan, kolay ve sık ağlama, sürekli bir üzüntü veya endişe hali, en yakınlarına sıkıca bağımlılık şeklinde kendini gösterir. Bu durum genellikle 10-15 gün sürer. Yakınlarının sosyal desteğini hisseden kadın, belirtilerin kendiliğinden kaybolduğunu görecektir.
LOHUSALIK HÜZNÜNÜN SEBEPLERİ NELERDİR?
Kadında doğumla birlikte ani gelişen hormonsal değişiklikler, doğum süreciyle ve bebekle ilgili endişeler ve annelik rolünün kadına getirdiği sorumlulukların farkındalığı, sebeplerden yalnızca birkaçını oluşturur. Tedavi görmeyen kadınlarda lohusalık hüznü yaklaşık, 3 ay ile 1 yıl arasında kendiliğinden düzelebilir. Annenin bebeğine karşı ilgisizliği veya hostil(Düşmancıl)duyguları ön plandadır. Anne bebeğine yeterli bakımı vermemekten ve hatta bebeğine zarar vermekten korkabilir. Ağır depresif belirtiler yanında intihar düşünceleri ya da girişimleri görülebilir.
DOĞUM SONRASI DEPRESYON(PPD)
Kadınlarda görülen bazı psikolojik etkenler, doğum sonrası depresyonu daha da artırmaktadır. Doğum yapan kadının ya da eşinin işsizlik sıkıntısı yaşaması, beklenmedik yaşamsal olaylar(Ayrılık, ölüm vb), sosyal desteğin yetersiz olması, çeşitli evlilik sorunları, planda olmayan gebelikler, yüksek riskli gebelik yaşama, kayıpla sonlanan gebelik ve doğum deneyimleri, daha önceki gebeliklerinin herhangi bir tanesinde depresyon yaşamış olması ve bebeğin bakımı ile alakalı duyulan aşırı endişe ve kaygılar bunların yalnızca birkaç tanesidir. Annenin ailesinde yaşanmış olan “Doğum sonrası Depresyon” öyküsü de yine riski arttıran bir etmendir. Bir ya da daha fazla risk etkeni taşıyan kadınların doğum sonrası depresyon için taranması önerilmektedir. Tarama için en sık kullanılan yöntem Edinburgh Postpartum Depresyon Skalası’dır.
PPD’DE TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?
Ülkemizde PPD ile ilgili yapılan çalışmalar, ne yazık ki yetersizdir. Doğum sonrasında annenin uyku düzenini sağlamak konusunda anneye yardımcı birinin varlığı ile çoğunlukla annedeki kaygıları ve hüzün hali kendiliğinden kaybolur. Ancak bazen PPD’nin belirtilerinin şiddeti çoğalabilir, bu durumda annenin emzirmeyi bırakması önerilir ve Psikiyatr kontrolünde Antidepresan tedavi başlanır. Hasta yakın takibe alınır ve ayrıca hastanın eşiyle de görüşme yapılarak durumu hakkında bilgi verilir. Destekleyici terapi uygulanır. Depresyon çok şiddetli ise elektroşok tedavisi düşünülebilir. Eğer PPD erken dönemde ve yeterince tedavi edilmezse, yıllarca sürebilen tedavisi zor bir hale dönüşebilir.