İLGİNÇ, ilginç olduğu kadar da, insanı uyarıcı çok güzel atasözlerimiz var. 'Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak.” Atasözü gibi. Mevcut hükümet diyemeyeceğim. Mevcut Cumhurbaşkanımız. Partili olmaya devam ettiğine...

İLGİNÇ

, ilginç olduğu kadar da, insanı uyarıcı çok güzel atasözlerimiz var.

“Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak.” Atasözü gibi.

Mevcut hükümet diyemeyeceğim.

Mevcut Cumhurbaşkanımız.

Partili olmaya devam ettiğine göre.

Bir bakıma da mevcut hükümetin hala karar vericisi olan Sayın Erdoğan, son yıllarda, Dimyat’a pirince gitme gibi bir sevdanın beşine takılmış, mevcut konjonktürün hangi boyutlara vardığını, Dimyat yolundaki karşı güçlerin hangi düzeyde olduğunu hiç hesaba katmadan, kendisini dev aynasında görmesinden ya da ülkemizin askeri gücünü bütün güçlerin üstesinden geleceğinden emin olacak ki, ona buna saldırmakla meşgul.

Ben kendimi bildim bileli.

Yani.

Bugün 73 yaşımı solladığıma göre.

En az 60 yıla yakın bir süredir.

Tıpkı, kirpinin yavrusunu pamuğum diye sevmesi gibi, biz kendimizle övünmeyi doğal mecrasından koparıp, tavana vurdurmuş bir toplumuz.

Bir Türk’ün dünyaya bedel olduğunu söylemeyi bırakın, afişleyip duvarlara asabiliyorsak varın siz gerisini düşünün!

İnsan kendisini beğenmezse çatlarmış.

Çatlamamak için olacak, hepimiz, önce kendimizi öve öve bitirememekle tatmin olmayıp, millet olarak da övünüp, sonra bu övgü bombardımanından bize sıçrayacak şarapnel parçalarıyla sarmaş dolaş olup, bir büyük mutluluğa yelken açabiliyoruz.

Sayın Erdoğan son yıllarda iyice agresifleşti.

Kendisine olan güven tavan yapmış durumda.

Her seçimi, doğru dürüst bir rakibi olmadığı için, sürekli kazanınca, salt kendisinin büyük başarısıymış gibi değerlendirerek, kerameti kendinde görmesi sayın Erdoğan’ı bambaşka hayal dünyalarına taşıdığından kuşku duymaya başladım!

Hele hele, Toplumun belli bir kesimince, laik Türkiye karşıtı olarak değerlendirilen Erdoğan’ı aratacak çizgide koşuşturan Sayın Davutoğlu’nu AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan yapması, yarınlarımızda ne olacağımız konusunda, doğal olarak belli kaygılar taşımamıza da neden olmakta.

Her iki lider de, dini söylemlere iyice sarılmış durumda neredeyse her yere ibadethane açmanın yarışı içindeler.

Hadi buna da normal diyelim.

Ya, başta ABD, AB ve İsrail olmak üzere, neredeyse tüm dünyaya meydan okuyacak bir tavır içine girmelerini nasıl izah edeceğiz?

Ortadoğu’da kurulan masa da büyük rantların söz konusu olduğu büyük bir kumar oynanıyor.

Bu kumarda büyük güçler yer almışken, bizim tek başımıza, tüm bu güçlere posta atarak bu masadan kazançlı çıkmamız mümkün mü?

Dimyatın pirincine sahip olmayı istemeye diyecek lafımız olamaz.

Ama, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmamaya dikkat etmekte yarar var.

Tarihimiz ve ülkelerin tarihi, saçma sapan kahramanlık adına gündeme gelmiş savaşlar sonrasında yaşanan felaketlerle dolu.

21. Yüzyıl, bir ülkenin ya da bir siyasi liderin, tek başına, kahramanlığa soyunabileceği bir dönem olmaktan çoktan çıktı!