Francis Bacon, 1561 ile 1626 yılları arasında yaşayan İngiliz filozof, bilim adamı, avukat, hukukçu, devlet adamı ve yazar. Şu cümlesini yazayım: 'Dil, insanın karakterinin bir parçasıdır.” Bacon'la başladık, Aristo ile devam...

Francis Bacon, 1561 ile 1626 yılları arasında yaşayan İngiliz filozof, bilim adamı, avukat, hukukçu, devlet adamı ve yazar.
Şu cümlesini yazayım:
“Dil, insanın karakterinin bir parçasıdır.”
Bacon'la başladık, Aristo ile devam edelim:
"Bir kimsenin ne söylemesi gerektiğini bilmesi yeterli değildir; nasıl söyleneceğini bilmesi de gerekir."
***
Cemaat için:
- Nasıl Müslüman bunlar?
- Neo Ergenekoncular...
- Bunlar sülük gibi emiyorlar.
- Bunlar casus. Casusluktan yargılanacaklar.
- Cennet, cehennem satabilirler.
- Sen hoca mısın, yoksa istihbarat örgütünün başı mısın?
- Haşhaşiler...
- Akrep bunlar.
- Cemaat evlerinde bana beddua geceleri düzenliyorlar.
- Paralel örgüt, çete...
- Fitne var, fesat var, bunlar şiayı geçmiş vaziyette.
- Bazı tuzluklar partiye sızmış.
- Vaiz lobilerinden, faiz lobilerinden emir alanlar ihanet içindedir.
Cemaat için söylediği daha çok cümle var ancak yazdığım bu cümleler kullandığı dili ve yıllarca destek ve oy aldığı bir yapıya yaklaşımının göstergesi. Ya muhalefete yönelik söyledikleri?
CHP ve Kılıçdaroğlu için:
- CHP zihniyeti yıkımdır.
- CHP çöp demektir, yolsuzluk demektir, susuzluk demektir.
- CHP gençliğine bak elinde molotof, taş, sopa.
- Bu kadar adilik alçaklık olmaz. Sen aynaya bak. Terbiyesiz herif.
- CHP terör örgütünün arkasındaki vagon...
- CHP artık tamamen şirazeden çıkmış.
MHP ve Bahçeli için:
- Aile nedir, çoluk çocuk nedir bilmez, onun böyle bir derdi yok.
- MHP siyaseti hakaret, BDP siyaseti gerilim siyasetidir.
- Batsın senin milliyetçiliğin...
- Edepsizlik yapıyorsun. Edepli ol...
Başbakan'ın hakaretlerinden hemen her kesim her gün payına düşeni alıyor. Medya patronunu ağlatıyor. Sükunet tavsiye eden, Berkin Elvan için başsağlığı dileyen iş adamları "Vatan haini" ilan ediliyor. Bir büyük firmanın mallarının boykot edilmesi çağrısı bizzat Başbakan tarafından isim verilerek dillendiriliyor.
Başbakan'ın ağzından tehdit, şantaj, ötekileştirme, hakaretler yağarken, TOMA’larından ise içine kimyasal ilaç, gaz katılmış pis kokulu ve tazyikli su sıkılıyor.
AKP'ye oy vereceğini söyleyen taraftarlar son model otobüslerle şehir şehir gezdirilip birinci sınıf insan muamelesi görürken, polis tarafından selam durularak, güleryüz, sevgi ve saygı ile karşılanırken... El hareketiyle yapılan protesto dahi karakolda sonlandırılıyor.
Bir arkadaşımdan dinledim:
"Eve hırsız girdi. Derdest ettim, yakaladım. Hırsız var diye bağırmaya korktuğumdan ve yanlış anlaşılacağımdan usulca 155'i aradım. Bizim eve biri girmiş, gelin teslim alın, dedim. O sırada hırsız ‘Abi karakola değil sandığa gidelim’ demez mi?"
Başbakan ortaya çıkan paraların, kasaların, yolsuzlukların unutulması ve unutturulması için olağanüstü gayret içinde. Sinirleri gererek, kamplaştıran anlayışla hareket ederek ve önüne gelen herkesi suçlayarak sandıkta sıyırmayı hesaplıyor.
Türkiye'nin soyulmasını şu anda kimseye şikayet edemezsiniz. 155'i aramanız nafile, mahkemeye de başvuramazsınız!..
Diyelim ki, 155'i aradınız ve "Hırsız var" dediniz. TOMA ile gelip evinize su sıkabilirler. Hatta sizi karakola götürüp, Başbakan'a hakaretten hakkınızda fezleke düzenleyip mahkemeye çıkarabilirler.
Başbakan ve Bakanlar kendilerini Yargı'da aklamaya gerek dahi duymuyorlar.
Sandıkta aklanmak istiyorlar.
Ak mı, kara mı kararı halk verecek.
Az kaldı, 30 Mart geliyor.
Halk kendi vicdan mahkemesini kurmalı, adalet terazisinde bu olayları tartıya çıkarmalı ve oylarını ona göre kullanmalıdır.
Bekleyip göreceğiz.