Yazı dizimin başlarında değindiğim gibi, Demirel'e karşı uzun yıllar mücadele etmiş, CHP saflarında Ecevit ismini dağlara taşlara yazmış, yazdırmış biri olarak, net bir biçimde şunu söyleyebilirim. Demirel ve Ecevit arasındaki farkı...
Yazı dizimin başlarında değindiğim gibi, Demirel’e karşı uzun yıllar mücadele etmiş, CHP saflarında Ecevit ismini dağlara taşlara yazmış, yazdırmış biri olarak, net bir biçimde şunu söyleyebilirim.
Demirel ve Ecevit arasındaki farkı 1980 sonrasında görebildim.
Türk siyasetinde Turgut Özal’ın ülkemize yaptığı katkıları unutmak mümkün mü?
Rahmetlinin başarısı, Dünya Bankası'nda görev yapması, dünyayı tanıması, özel sektörde çalışması, özel sektörü bilmesi, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı olarak devleti ve bürokrasiyi çok iyi bilmesinden kaynaklanıyordu.
Toplum olarak rahmetliye gereken değeri verdik mi?
Yeterince değer veremediğimiz kanısındayım.
Kişilik olarak en çok sempati duyduğum siyasi aktörlerinden birsi de Erdal İnönü’dür.
İşin çok daha ilginç yanı ise, biz solcular ya da sosyal demokratlar birçok konuda saçmaladığımızı ve de saçmalamaya da devam ettiğimizi itiraf etmemizde yarar var.
Geçmişte birinci ve ikinci boğaz köprüsüne, bugün de üçüncü boğaz köprüsüne hatta havaalanına bile saçma sapan gerekçelerle karşı çıkma aymazlığı içindeyiz.
Çok daha komiği, köylere yol yapılmasına, elektrik getirilmesine de, kapitalistler, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi beyaz eşya satarak köylü sömürülecek diye, bu hizmetlere de karşı çıkılmıştı.
Rahmetli Ecevit’in, Avrupa Birliği'ne Türkiye davet edildiğinde “Siz ortak, biz pazar mı olacağız?” diyerek karşı çıkması, sonrasında ise yıllar boyu AB’ye girmek için ne kadar çabaladığımızı düşündüğümüzde ne kadar yanlışlar yapıldığını görüyoruz.
Kıbrıs müdahalesi ve 1974 yılından bu yana çözümsüzlük ve Türkiye’ye çıkan fatura akıllara durgunluk verecek boyutlarda.
Bugün Kıbrıs’taki kimi siyasetçiler Türkiye’ye sırt çevirmiş durumdalar.
Rahmetli Ecevit’in 1977 yılında 11 milletvekili transfer edip bunlara bakanlık vermesi ve bu bakanların yaptıklarını düşündüğümüzde belki de bugünkü bir sürü sorunun temellerinin o yıllarda atıldığını bile söylemek mümkün!
Özellikle rahmetli Şerafettin Elçi’nin 1978-79 yıllarında Bayındırlık Bakanı olduğu dönemde çok ilginç gelişmelere şahit olduk.
Her ildeki Bayındırlık Müdürlüklerine ve kimi illerdeki bölge müdürlüklerinin bulunduğu binalara onlarca bekçi atanması, inşaat sektörünün büyük ölçüde hemşerilerinin eline geçmesi unutulacak şey mi?
Kastamonu İl Bayındırlık Müdürlüğü ile Bölge Müdürlüğü dört katlı bir binadaydı.
Bu binaya 40 bekçi atanmıştı.
Çoğu okuma-yazma bilmiyor, köyden aldıkları ilkokul diplomaları vardı.
Hatta bunların içinde Türkçe bilmeyenler bile vardı!
Bunlar, işçi statüsünde oldukları için, o tarihlerde mühendisten fazla maaş alanlar bile vardı.
Dünyayı bilmeyen, özel sektörde ve kamuda görev yapmamış, üretimin ne olduğundan bihaber bir siyasetçi, ne kadar iyi niyetli ve dürüst olursa olsun, ülkeye ve ülke insanına en küçük bir katkısının olamayacağını artık toplum olarak anlamamızda yarar var.
Şiirsel söylemler, güzel nutuklar, hamasete dayalı sloganlarla tolumun sempatisini kazanıp, oy toplayabilir hatta ülkeyi yönetme konumuna gelen siyasetçiler ya da siyasi liderler de olabilir.
Ama seçim meydanlarındaki ortaya konan sözlerle, ülkenin yönetilemeyeceğinin, o nutukların halka dönük en küçük bir katkısının olmayacağını artık hepimizin bilmesi gerekir!
Olmayacak vaatler deyince, son seçimde Haydar Baş aklıma gelince, bu ülkenin sıradan bir vatandaşı olarak, gülmemiz mi, yoksa ağlamamız mı gerektiğine inanın karar veremedim!
Kimi siyasetçilerimiz kişi olarak çok dürüst olmalarına karşın, üçkağıtçılar etrafını sardığında, onların soygun ve vurgunlarını görmeleri ve bilmeleri mümkün olmayabiliyor!