HİÇBİR çocuk boş bir ortamın içine doğmuyor. Onu bekleyen anne-babalarının, düşüncelerine ve duygularına şekil veren deneyimleri, bir sosyal çevreleri var. Bu ortamlar ve beklentilere karşılık çocukların da ihtiyaçları var. Fiziksel...
HİÇBİR
çocuk boş bir ortamın içine doğmuyor. Onu bekleyen anne-babalarının, düşüncelerine ve
duygularına şekil veren deneyimleri, bir sosyal çevreleri var. Bu ortamlar ve beklentilere karşılık çocukların da ihtiyaçları var. Fiziksel ihtiyaçları var duygusal ihtiyaçları var. Onların duygusal ihtiyaçlarından söz edelim.
GÜVEN
Güven duygusu kişilik gelişimi açısından en temel kazanımlardan birisidir. 0-1,5 yaş, bebeğin kendisine ve çevresine karşı güven geliştirip geliştiremeyeceğinin belirlendiği bir yaş
aralığıdır. Annenin çevrede bulunup onun gereksinimlerini karşılaması, bebekte güven duygusunu
oluşturur. Bu dönemde bebek, isteklerini annesinden nasıl sağlayabileceğini öğrenir. Bu ilişki içinde gereksinimlerinin çoğunun karşılanacağı inancı ile güven duygusu geliştirir ya da ihtiyaçlarının karşılanamayacağı duygusu ile bir güvensizlik yaşar.
Güven duygusunun temeli bu dönemlerde atılsa da daha sonraki dönemlerin de önemi oldukça
büyüktür. Güven duygusu ergenliğin bitimine kadarki süre içerisinde sürekli olarak gelişen bir
duygudur. Güven ya da güvensizlik duygusundan hangisi baskın olursa, kişilik ona göre şekillenir.
Güvensizliğin baskın olduğu kişilikler, strese karşı daha dayanıksız, ruhsal yönden risk altında ve
sosyal ilişkilerinde de sorun yaşayabilecek bireyler olabilirler.
Güven duygusu, sevgi, sorumluluk ve disiplin arasında önemli bir ilişki vardır. Ana-babanın
görevi çocuğun normal gelişimini engellememek, bireyselliğinin gelişmesine izin vermek ve temel
gereksinmelerini karşılamaktır. Güven öyle olmadığı zaman bile çocuğunuzun her zaman
elinden gelenin en iyisini yapacağına inanmanızdır. Bu onlara kendileri adına bir şeyler yapma
özgürlüğü verir.
SEVGİ
Çocuklarımızı koşulsuz ve bütünüyle sevmek ve en önemlisi onlara sevgiyi yaşatmak, bunu
yaparken de sevgiyle tanıştırmak ve onu yaşantısına katarak öğretmek önemli ana-babalık
görevidir. Onlara sevgiyi öğretmeliyiz çünkü; kaygılarını yoğun yaşadığında sevginin sıcaklığını yanarlında bulsunlar diye ve yalnızlık hissi yaşamasınlar diye. Sevgi ile ailede tanışılır yani sevginin okulu ailedir. Bunun için, çocuğunuzla onun dünyasını paylaşın, neler hissettiğinizi bilmelerini sağlayın, onlar için iyi modeller olun, günü değerlendirmek için, sohbet etmek için
zaman ayırın. Çocuğa sevgi göstermekle, onun her isteğini yerine getirmeyi birbirinden ayırın, çocuğunuzu tanımaya, fiziksel ve psikolojik gereksinimlerini anlamaya çalışın, hoşgörü sınırlarınızı belirleyin ve eşinizle aynı düzeyde tutmaya özen gösterin.
İLGİ
Çocuğun ilgi ihtiyacı, kısaca onu olduğu gibi kabul etmek ve o büyürken orada olmak (büyümesine tanıklık etmek ), uygun yerde durmak diye özetlenebilir.
Ayrıntılara gelince ilgi;
• Ona zaman ayırmak, ( Aslında çocuğa verilecek en değerli hediyenin ona nitelikli zaman
ayırmak olduğunu hep söyleriz. )
• Büyüme ve öğrenme heyecanını paylaşmak.
• Ona has, onu diğer insanlardan ayıran özellikleri, zevklerini bilmek, bunları kabul etmek, zaman ayırmak ve uygun davranmak,
• Bağımlılık, bağlılık ve ilgiyi birbirinden ayırmak,
• İhtiyacı olduğunda orada olmak ve onun da sizin orada olduğunuzu bilmesidir.
Eğer çocuklarınızın onuruna saygıyla yaklaşır, başarıların fark eder, ilgi gösterirseniz, onlara
vereceğiniz mesaj, tüm canlıların onuruna saygı ve ilgi gösterilmesi gerektiği şeklinde olacaktır. Bu
mesajı alan, içselleştiren çocuk diğer insanlarla olan ilişkilerinde de ilgiyi, doğru zamanda ve doğru şekilde kullanabilecektir. Ailesinden ihtiyacı olan ilgiyi alamayan çocuk, bunu olumsuz ilgi ortamları yaratarak, ilgi çekmek için çeşitli yolları deneyerek karşılamaya çalışacaktır.
SAYGI
Bir kişinin varlığına saygı duymak, bu kişiyi kendine özgü nitelikleri ile kabul etmek demektir.
Kişiler arasında çıkan en önemli sorun, belki de kişilerin genellikle birbirlerini kendilerine özgü
özellikleri ile kabul edememesi ve herkesin karşısındaki kişiye kendi tercihlerini dayatmasıdır.
Saygı sevgi gibi karşılıklı, her iki tarafın birlikte yaşadığı bir duygudur. Çocuğun kendisini anlatmasına olanak tanımak, söyleyeceklerini önemsemek onun kendisini insani boyutta değerli hissetmesini ve onursal eşitliği görmesini sağlar. Kısacası çocuk, hem kendisine hem de diğer insanlara saygı duymayı, yaşantısı yoluyla öğrenecektir. Saygı, onaylanma duygusu ile bağlantılı bir duygudur.
ONAYLANMA
Kabul etmenin kaçınılmaz koşulu değiştirmemektir. Eğer çocuklarınızın kendilerini yararlı kişiler
olarak görmelerini gerçekten istiyorsanız, onları oldukları gibi, bütün kusurları ile kabul etmelisiniz.
Bazı anne-babalar çocuklarının gelişimine yardımcı olma düşüncesiyle sürekli olarak onların
hataları üzerinde dururlar. Doğal olarak bu durum tam tersi bir etki yaratır ve çocuğun cesaretini
tümüyle etkiler. İnsan kendini değişmeye açık hissetmedikçe bunu başaramaz. Aile içinde, kendisinin değerli biri olduğuna inanan ve yüreklendirilen çocuk, gelişmeye ihtiyacı olduğunu bilir ve istekli davranır. Ayrıca onaylama, çocukların olumlu ve olumsuz davranışları birbirinden ayırmaları için yetişkinlerin eğitim aracı olabilir. Çocukların sevgi ve şefkat dolu, iyilikçi davranışlarını görebilir, onların kendilerini değerli hissetmelerini sağlayabiliriz.