CHP, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kadroların eseri. Bu kadro, bundan yüz yıla yakın bir süre önce, çok uluslu koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışıyla birlikte, ümmetçilikten Türk milliyetçiliğiyle, çağdaş batı değerlerine...
CHP
, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kadroların eseri.
Bu kadro, bundan yüz yıla yakın bir süre önce, çok uluslu koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışıyla birlikte, ümmetçilikten Türk milliyetçiliğiyle, çağdaş batı değerlerine yönelmeyi hedeflemiştir.
Bu dönemin, imparatorlukların yıkıldığı ve milli devletlerin öne çıktığı bir süreç olduğunu bilmemizde yarar var.
Atatürk’ün ideolog değil, büyük bir asker ve devlet adamı olduğunu da unutmamamız gerekir.
Atatürk, laik Türkiye cumhuriyetini kurarken, bir sürü haklı nedenle, tek adam anlayışıyla, bir nevi diktatör olarak bu ülkeyi yönetirken, demokrasiyi zamana bırakmıştır.
Kendisi de "Ben halkın sevdiği bir diktatörüm" demiştir.
Bu yönüyle, bugünkü kuşağın, düne öykünmeyi bırakıp, bugüne odaklanıp, yarınların politikalarını üretmeye odaklanması gerekir.
Osmanlı'nın son yıllarında yani Meşrutiyet döneminde çok partili bir süreç ve de meclis vardı.
Bab-ı Ali Baskını sonrasında, İttihat ve Terakki Partisi'nin iktidarında padişahın fazla bir etkinliği yoktu.
Olaya bu açıdan baktığımızda, laiklikten, demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden yoksun, salt bir meclisten oluşan bir cumhuriyetin bir anlam ifade etmediği ortada.
İran’da da hem meclis var, hem de adı İran İslam Cumhuriyeti!
Türkiye, Atatürk gibi bir büyük bir devlet adamı sonrasında, İsmet İnönü gibi Milli Şef liderliğinde çok zor koşullar içinde yönetildi.
1. Dünya Savaşı, ardından Kurtuluş Savaşı, 2. Dünya Savaşı Türkiye için yoksulluğun ve tüm sosyo ekonomik sorunların tavan yaptığı süreçlerdi.
Okuma yazma bilmeyenlerin yüzde 90’ların üzerinde olduğu, feodalitenin ağır bastığı, kentliliğin sınırlı olduğu, her şeyin ithal edildiği yeni kurulmuş bir devletin en zor dönemlerinde görev yapan CHP kadrolarını, bugünün imkanlarıyla değerlendirip suçlamak büyük haksızlık olur.
CHP’nin 1950’den bu yana, neden tek başına iktidar olamadığına ve bugün yüzde 25’lik bir oy oranına takılıp kaldığına baktığımızda, CHP bir türlü kendini yenileyemediği gibi, bu tür arayışlarında, sağlıklı ve tutarlı politikalar üretecek kadroları henüz oluşturabilmiş değil.
Sürekli, günlük tartışmaların ve kutuplaşmaların içine gömülerek, oradan oraya savrulup dururken, güncel olarak popülaritesi öne çıkan, kimi aydınları, öğretim üyelerini, bürokratları, yazar çizerleri partiye transfer ederek, örgüt deneyiminden ve temel ilkelerinden çok uzak insanlara, partinin ön saflarında yer verilip, en önemli koltuklara oturtuldu.
CHP’de kara çarşafa bile rozet takma aymazlığını sergileyen isimler, partinin politikalarına katkıda bulunabiliyor!
CHP’nin il ve ilçe teşkilatlarında da, CHP ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, şu ya da bu etnik ya da mezhepsel, hatta marjinal kimi ideolojilerin etkin hatta militan kadroları CHP’de yer alabilmekteler! - DEVAM EDECEK -