Birçok konuda belleğimizin kurbanı olabiliyoruz. İnsan bir dakika önce konuştuğunu bile doğru hatırlayamaz. Bilim adamları, insan beyninin, herhangi bir olayı, gelişmeyi ya da konuşmayı olduğu gibi değil, kendisine göre eksik gördüğü...

Birçok konuda belleğimizin kurbanı olabiliyoruz.
İnsan bir dakika önce konuştuğunu bile doğru hatırlayamaz.
Bilim adamları, insan beyninin, herhangi bir olayı, gelişmeyi ya da konuşmayı olduğu gibi değil, kendisine göre eksik gördüğü parçaları kafasına göre tamamladığını söylemekte.
İnsanları bellekleri yanıltabilir.
Bellek, bir video kamera gibi kayıt yapmaz. Bilgileri toplayıp inançlarla, yaklaşımlarla, anılarla ve dışsal etkilerle birleştirerek ulaştığı sonuçları bize aktarır.
Bunlar, benim değil uzmanların değerlendirmeleri.
Hafızayı beşerin yanılgıları ve hataları da bu bilimsel gerçekten kaynaklanıyor olmalı.
Zaman zaman bir öğün önce yediğimizi bile hatırlamadığımızdan şikayet ederiz.
Kaldı ki, beş, on, yirmi yıl öncesini eksiksiz olarak tüm ayrıntılarıyla hatırlamamız mümkün mü?
İşte bu nedenledir ki, siyasilerimizin, yazarçizerlerimizin bazıları, geçmişi işlerine geldiği gibi bize anlatır, biz de bunlara inanırız.
Hele kimi sözde tarihçiler, tarihi gerçekleri altüst edip, iyiyi kötü, kötüyü iyi gibi bize yutturmaya çalışırlar.
Egemen güçlerin güdümünde kaleme alınmış sözde tarih ise külliyen yalan dolanlarla dolu.
Yıllardır resmi tarih adı altında, palavralarla içli dışlı olmuş bir toplumuz.
Bu yalanlar öylesine içimize işlemiş, öylesine ezberimize almışız ki, bugün doğruları dile getiren gerçek tarihçilere, yazar ve çizerlere hain gözüyle bakma saçmalığı içine girebiliyoruz!
Bırakın Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarından başlayan hikayeleri, Tanzimat’tan başlayarak, meşrutiyet dönemiyle birlikte ittihat ve terakki hareketiyle, Kurtuluş Savaşı ve cumhuriyetin kuruluş yılları ve sonrasındaki gelişmelerin çoğu düzmece, bir bölümü de hamasete dayalı abartılarla dolu. Türkiye ve Türk insanı için hayati önem taşıyan bu süreci doğru bir biçimde ele alıp, bundan ders çıkartmamız gerekirken, her şeyi olduğundan çok daha iyi ve güzel gösterme gayretiyle bir toplum hayal alemlerine sürüklenebilmekte, tüm olumsuzluklara sünger çekilerek, tarihin belli kesitleri, ulaşılması imkansız başarılarla dolu olarak gösterilmeye çalışılmakta.
Bir sürü hataya imza atmış siyasi aktörler kahramanlaştırılırken, bir sürü başarıya imza atmış ya da bu ülke ve bu ülke insanı için belli özverilerde bulunmuş insanlar da hain olarak bu toplumun belleğine kazınmış durumda.