Tunus'ta bir üniversite mezunu kişinin, tablasının parçalanması sonunda işsiz kalması neticesinde kendisini yakması ile başlayan Arap Baharı evvela Tunus'ta başlamış, ardından Mısır, Libya, Yemen, Suriye ile körfez ülkelerinde...

Tunus’ta bir üniversite mezunu kişinin, tablasının parçalanması sonunda işsiz kalması neticesinde kendisini yakması ile başlayan Arap Baharı evvela Tunus’ta başlamış, ardından Mısır, Libya, Yemen, Suriye ile körfez ülkelerinde yankılanmıştır. Halkın isyan etmesi sonunda Tunus tiranı ülkesini terk etmek zorunda kalmış böylece demokrasinin önünü açmıştır. Ardından Mısır halkı ayaklanmış 40 yıldır demir yumruğu ile ülkesini idare etmiş bulunan diktatör Hüsnü Mübarek iktidarı halka devretmek mecburiyetinde kalmıştır. Şimdiler de yaptıklarının hesabını vermek için yargılanmaktadır. Libya’da ise durum daha başka tecelli etmektedir. Libya’yı genç bir yüzbaşı iken Kral Suud’un yurtdışında bulunduğundan istifade ederek, iktidara el koyan ve 40 yıldır oğulları ile kızları ile Libya halkını yöneten Kaddafi ise şimdilerde kalmakla, kaçmak arasında yaşam savaşı vermektedir. O da halkı demir yumruklarla idare etmiş baş kaldıranları yok etmiştir. Tunus’ta ve Mısır’daki ayaklanmaları görerek kendi ülkelerine de demokrasiyi getirmek isteyen Libya halkı ülkenin büyük çoğunluğunu ele geçirmiştir Ancak, Kaddafi ne teslim oluyor ne de karşı koymaktan vazgeçmektedir. BM, yeni yönetimi tanımış ve Libya bayrağını gönderine asmıştır. Kaddafi ise 2-3 kasabada direnmektedir. Yakalandığı an da savaş suçlusu olarak yargılanacak, belki de idam edilecektir. Türkiye Başbakanı ile Cumhurbaşkanı ile gerekli uyarıları yapmışlar ama ne yazık ki, bu diktatörü uyaramamışlardır. Ne diyelim, kendi düşen ağlamaz. Suriye ise, halen halkını ezmek için tankı ile topu ile savaş vermektedir. 20 bin masum insanı katleden Hafız Esad’ın oğlu Beşar Esat da babası gibi halkı demir yumruklarla sindirmeye çalışmaktadır. Türk hükümetinin çok iyi niyetlerle yaptığı uyarıları dikkate almadığı gibi aksine daha şiddetli bir şekilde demokrasi yanlılarını katletmektedir. Ortadoğu böylesine bir yenilenme arifesinde iken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yanında bakanları, iş adamları ile önce Mısır’a, oradan Tunus’a ve ardından Libya’ya gittiler. Bu üç ülkede her üç ülkenin halkı başbakanımızı öylesine sıcak bir şekilde karşıladılar ki, sanki Türkiye Başbakanı değil de içlerinden birisi, kendi başbakanları gibi algıladılar. Yapmış olduğu her konuşmasını en içten gelen sevgilerle alkışladılar ve Başbakan Erdoğan’ı bağırlarına bastılar. Erdoğan her konuşmasında artık diktatörlerin döneminin bittiğini ve demokrasinin geleceğini ifade etmiş, böylece hem şu anda iktidarda bulunanları, hem de halkları uyarmağa çalışmıştır. Halkın coşkusu ve samimi tavırları bu uyarıları dikkate alacağının dışa vurmuş olan göstergesidir.
Türkiye Başbakanının, Mısır'da, Tunus'ta çok hararetli bir şekilde karşılanmasını gören Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Başbakanı, alelacele Libya’ya giderek, Erdoğan’ın önünü kesmek istemişler ama evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Her ikisi de sükutu hayale uğramışlar, umduklarını bulamamışlardır. Çünkü, Libya halkı yıllardır bu devletlerin yalnız kendi menfaatleri için gelmişler, yalnız halkı sömürmüşler, baştaki diktatörle iş birliği yaptıklarını unutmamışlardır. Türkiye ise, işin başından itibaren her türlü yardımı yapmış, yüzlerce yaralıyı tedavi etmiş, para ve erzak yardımını, hiçbir karşılık beklemeksizin yapmıştır, yapmaktadır. İşte Libya halkı bu bilinçle Erdoğan’ı kucaklamış, 4 yerde yaptığı konuşmalarını heyecanla, içlerinden gelen sevgilerle karşılamış ve alkışlamışlardır. Elbette, Müslüman Türk devletini her yer ve zeminde tercih edeceklerdir. Bu da eşyanın tabiatına uygun bir harekettir. Aksini düşünmek için hiçbir sebep yoktur, zira görünen köy kılavuz istemez. Dileriz ki, yıllardır ezilen bu halk, Müslüman Türk Devletini, sırf menfaatleri için gelen diğer devletlere tercih edecek ve gerek demokrasinin yerleşmesinde, gerek karşılıklı iş birliğin de Türkiye’yi örnek alacaktır.