Anoreksiya Nervoza, çoğunlukla kendi kendini, ölüm derecesinde, aç bırakarak yememe hastalığıdır. Bu bozukluğun geçmişine şöyle bir baktığımızda, elinde tabaklarla çocuğunun peşinden koşan anne babaları görebiliriz. Sürekli olarak...

Anoreksiya Nervoza, çoğunlukla kendi kendini, ölüm derecesinde, aç bırakarak yememe hastalığıdır. Bu bozukluğun geçmişine şöyle bir baktığımızda, elinde tabaklarla çocuğunun peşinden koşan anne babaları görebiliriz. Sürekli olarak “Yemek yiyeceksin!” ya da “Yemek yeme, şiştin gittin, şu haline bir bak!” şeklinde duyumlara ve durumlara hayatınızda bir kez de olsa şahit olmuşsunuzdur. Yemek yemeyen çocuğuna karşı aşırı baskıcı olan anne ve babaların çocuklarında bir protesto olarak yeme bozukluğu ortaya çıkabiliyor. Buna ek olarak, evde, sosyal çevrede “Zayıf insan güzeldir!” anlayışı hakimse, yeme bozukluklarının görülme olasılığı daha da artıyor. Kişi ne kadar kilo vermiş olursa olsun, yine de ayna karşısında kendini kilolu olarak görür. Bu kişiler beden biçimlerini kontrol etmek için sık sık, hatta su içtikten sonra bile, tartılırlar, aynadaki yansımalarını uzun uzun detaylı bir biçimde incelerler. Kadınlarda erkeklere oranlara daha fazla görülen yeme bozuklukları, ergenlik döneminde başlar. Kültürel standartlar ve medya ince olmayı kadınlar için bir ideal olarak destekledikçe yeme bozuklukları günbegün daha da artmaktadır. Yeme bozukluğu olan hastalarda mükemmeliyetçilik ve düşük benlik düzeyi bir arada görülebilmektedir.

ANOREKSİYA NERVOZA’NIN PSİKOLOJİK
VE FİZYOLOJİK ETKİLERİ NELERDİR?
Anoreksiya Nervoza’lı hastalar genellikle aç olmalarına rağmen kendi istekleri ile yemek yemeyi reddederler. Vücut ağırlığı ya da biçimini algılamada bozukluk vardır. Başkalarının kendisiyle “Şişko” diyerek dalga geçeceğini düşünüp, yemek yemezler. Çünkü onlara göre yemek yemek, kilo almak demektir. Beden şekli ve kilo hususunda yapılacak olan herhangi bir yorum, bu kişileri diyet yapmaya teşvik eder. Önceleri sıklıkla şekerleme ve tatlılardan uzak durma ile başlayan diyet, daha sonra şişmanlatacağı düşünülen tüm yiyeceklerin zihinden uzaklaştırılmasıyla devam eder ve bütün öğünlerin azaltılmasıyla da son bulur. Hastalar günlerini spor salonlarında, saatlerce egzersiz yaparak geçirebilirler. Uykuda geçirilen süre azalır. Fiziki muayene sonrası, vücut yağının çoğunu kaybeden hastalarda bir deri bir kemik görünümü oluşur. Yanak kemikleri belirginleşir ve gözler çukurlaşır. Deri ve saçlar kurur, tırnaklar sertleşip kolayca kırılmaya başlar. Kalp atışlarında yavaşlama; nabız sayısı, kan basıncı ve tansiyon da düşüşler görülür. Hastaların hormon düzeyleri değişir ve orta düzeyde kansızlık(anemi)görülebilir. Bazı hastaların saçları dökülür, bedenlerinde tüylenmeler başlar. Hastalar genellikle ebeveynlerinin/eşinin ilgisini gereksiz ve abartılı olarak nitelendirebilirler. İyi olduklarını ve yalnız kalmak istediklerini söylerler. Sorulan sorulara “Evet” “Hayır” şeklinde kısa yanıtlar vermeyi tercih eden Anoreksiya hastalarında; sosyal geri çekilme, küskünlük, huysuzluk, inatlaşma, kararsızlık ve depresyon içeren çeşitli davranışsal değişiklikler görülür.

HASTALIĞIN TEDAVİ SÜRECİ
Hastalar genellikle tedavi edilmeyi gerektiren bir rahatsızlıkları olduğunu kabul etmezler. Tedavi edilmeyen ya da tedaviye geç kalınmış anoreksililerin sonu ne yazık ki ölümle bitebilmektedir. Öncelikle tedavinin 2 amacı vardır. Bunlardan ilki, hastaya normal beslenme ve yeme alışkanlığı kazandırmak, diğeri ise hastanın yeme problemine ilişkin psikolojik sıkıntılarını, beraberce, ele almaktır. Farmakoterapi(ilaçla tedavi), psikoterapi, bilişsel davranışçı terapiler ve aile terapileri yeme bozukluklarının tedavisinde oldukça etkilidir. Bu konuda diyetisyen, dâhiliye uzmanı, psikolog, psikiyatr ve beslenme uzmanlarının ortak çalışmaları, tedaviden olumlu sonuç alınabilmesi için gerekli ve önemlidir. Terapistle hasta arasındaki pozitif ilişki de tedavinin seyri açısından mühimdir. Hastalar tedaviye tepki olarak, aşırı direnç gösterebilirler. Böylesi bir durumda tedavi sürecini yürüten uzmanlar, sabırlı ve istikrarlı olmaya özen göstermelidirler. Sağlıklı, mutlu günler!