Alanya'nın sosyal, ekonomik ve kültürel tarihinde önemli izler bırakan Kuvayi Milliye kurucularından Nazmi Ağa'nın (Hacıkadiroğlu) yaşamını konu alan belgesel duygu sağanağı yarattı. Nazmi Ağa ve sıra dışı torunu Mehmet Hacıkadiroğlu hakkında benim de söyleyeceklerim var
ALANYA'NIN toplumsal duyarlılığı ile bilinen aydın, hayırsever, tanınmış ve sevilen turizmcisi Mehmet Hacıkadiroğlu tarafından merhum dedesi için hazırlanan belgesel film, Alanya'nın yakın tarihine ışık tuttu ve nostalji rüzgarları estirdi. Nazmi Hacıkadiroğlu Belgesel Gösterimi ve Fotoğraf Sergisi'ni kapsayan anma toplantısı 2 Şubat 2026 Pazartesi akşamı Alanya Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Müthiş bir kalabalıkla gösterilen belgesel herkesi derinden etkiledi ve Alanya'nın Nazmi Ağa gerçeğini bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Mehmet Hacıkadiroğlu'nu her konuda olduğu gibi, hayatı boyunca Alanya'ya ve insanlarına faydalı olmuş aydın dedesine sahip çıktığı için teşekkür edenler arasında ben de yer aldım.

OĞUZ HOCA: NAZMİ AĞA GERÇEK BİR AĞAYDI
Merhum Nazmi Hacıkadiroğlu ve torunu Mehmet Hacıkadiroğlu hakkında bazı notlar düşmek isterim. Mehmet Hacıkadiroğlu'nu ben her zaman 'Alanya'nın En'leri içerisine koyarım. Arkadaşlık, aile, sülale aidiyetini önemseyen yapısıyla hep ön plandadır. Destekleri, özverisi, maddi ve manevi unsurlarıyla öne çıkmış bir isimdir. Sülalesi ve dedesi hakkında Alanya'da belgesel hazırlattıran kaç kişi vardır diye sormak isterim. Mehmet Hacıkadiroğlu, Alanya Kültür Merkezi'nde geniş katılımlı bir topluluğa dedesi Nazmi Hacıkadiroğlu hakkında hazırlanan, benim de görüşlerimin yer aldığı dokümanter nitelik taşıyan belgeselle dedesini, Alanya tabiriyle Nazmi Ağa'yı anlattırdı. Ve Nazmi Ağa layık olduğu şekilde anıldı. Nazmi Ağa'lar sülalesini rahmetli babamdan çok duymuşluğum vardır. Babam rahmetli Nazmi Ağa için "Nazmi Ağa gerçek ağadır. Ağalık vermekle olur. Nazmi Ağa hep verir" derdi. Ailenin, sülalenin geldisi belgeselde detaylarıyla anlatıldı. Öne çıkan hususları bana göre şöyledir. Bir dönem Alanyasında Kuvayi Milliye'nin kurucuları arasında oluşu çok önemlidir. Cumhuriyet'in kalkınma hamlesi içerisinde önemli bir yer tutan Dim Alanya Sulama Projesi (1948) müteahhitliğini yaparak, cebinden bedeller de ödeyerek Alanya sulamasına katkı sunması çok değerlidir. Sahibi olduğu Doğançay Mavnası (Gemilere ve yakın kıyılara yük taşıyan, güvertesiz büyük tekne) ile Alanya'nın gazını, tuzunu, ezcümle hayati önem taşıyan emtialarını taşıması çok kıymetlidir. Karayolu bağlantısının olmadığı eski dönem yoklar Alanyası'nda, denizle seyrüseferle Alanya halkına ihtiyaçlarını ulaştırması O'nun en büyük hizmetlerinden biri olarak hep takdirle anılacaktır.

ALANYA'NIN SON AĞA DÜĞÜNÜYLE EVLENDİ
Aile, sülale aidiyetini önemseyen Mehmet Hacıkadiroğlu'nun Alanya halkından bir isteği var. İsteği şu: Kendisi 1987 yılının kasım ayında iki bölüm halinde yapılan muhteşem bir düğünle evlendi. Bir düğün 7 Kasım 1987 tarihinde Banana Otel'de yapıldı. Bir düğün ise, bu düğünden 1 gün önce 6 Kasım 1987 tarihinde halka açık köy düğünü olarak yapıldı. O dönem Büyük Otel Sokağı'nda bulunan Pınar Pansiyon'un önündeki dev bahçede yapılan bu düğüne daha ziyade dedesi Nazmi Ağa'nın yaşadığı yıllarda dostluk kurduğu köy kökenli muhit insanları da davet edildi. Bu düğün Alanya'da yapılan son ağa düğünü olarak hafızalara kazındı. Bu düğün Alanya'nın sosyal hayatında çok konuşulan bir düğün olmuştur. O günün şartlarında Alanya'nın köylerinden, çevre beldelerden Mehmet Hacıkadiroğlu'nun düğününe yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı konuşulmuştur. Dedesi Nazmi Ağa'nın hatırını güden herkes akın akın bu düğüne katılmış ve misafirler o günün Alanya'sında 'Yılanın eti, kuşun sütü' tabirine uygun şekilde izzeti ikramlarla ağırlanmıştır.

Bu düğünle ilgili elinde belge, bilgi, özellikle fotoğraf ve kamera kaydı olanlara sesleniyorum. Bunları Mehmet Hacıkadiroğlu'na ulaştırabilirlerse, kendisini çok mutlu ederler. Bu hususu önemle ifade etmek isterim.
NAZMİ AĞA'NIN ALANYA'YA MEKTUBU
Alanya'da nostalji rüzgarları estiren belgeselde, Nazmi Ağa'nın Alanya'ya mektubu da yer aldı. İşte duygu sağanağı yaratan o mektup:
"Yüzyıllar boyu maddi ve manevi zenginliklerin merkezinde bir yaşam serüvenine tanık olan bu bölgenin insanları için 1900’lü yıllar hızlı bir dönüşüm ve değişimi beraberinde getirdi. Toroslarla deniz arasında bir yaşam süren biz Alanyalılar için Yaratıcı her mevsim farklı nimetleri önümüze seriyordu. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki insanlar bir tarafa, denizin içindeki balık misali, biz bile bu nimetlerin ve ayrıcalıkların farkında değildik.

İşte mensubu olduğum Hacıkadirler Sülalesi böylesi bir coğrafyanın ayrıcalıklı bir nesli olarak Malan Goyağı, bugünün tabiriyle Alara Vadisi'ni besleyen Torosların yamaçlarında kurulmuş Çaltı Köyü'nde hayat serüvenine başlamış. Susuz Dağlarının eteğinde sedir, ardıç ve katran ağaçlarıyla çevrili bu bölge Alanya’nın yakın geçmişinin zenginliği olan kereste ticaretine kaynaklık yapıyordu. Köyün ismi ise bu coğrafyada bolca yer alan Çaltı dikeninden geliyordu.
Ben Osmanlının son dönemlerinde, 1896 yılında Alanya’da doğdum. Babamın adı Necati, annemin adı Aliye idi. 5 kız kardeşim vardı; Hacı Tevfik Azakoğlu’nun eşi Afitap, Necip Azakoğlu’nun eşi Hayriye, Hüseyin Hacıkadiroğlu’nun eşi Ferhat, Sabri Ulusoy’un eşi Ülfet ve Ahmet Asım Tokuş’un eşi Ayşe. Bizim sülalemizde olduğu gibi Alanya’da evlilikler Alanya’nın sosyal ve ekonomik hayatına yön veren birliktelikleri ve akrabalık bağlarını da beraberinde getiriyordu. Benim hayatımda da bu geniş aile kavramının ve akrabalık bağlarının çok büyük etkisi oldu. Benim Hanımım da Köseoğlu Sülalesinden, Dr. Ali Nazım Köseoğlu’nun ablası Memnune Hanım'dı. Bu evlilikten sırasıyla çocuklarım Aliye, Ayşe, Necati, Kadir, Şevki ve Afitap dünyaya geldi.
1800’lü yılların başlarından itibaren kereste ticareti ile zenginleşen Alanya bölgesi ne kadar dışa kapalı bir coğrafya gibi gözükse de özellikle deniz yoluyla Akdeniz’in karşı kıyıları Mısır, Lübnan, hatta daha uzaklara ticaret bağıyla ulaşabiliyordu. Benim ailem ve yakın çevrem işte bu ticaret imkanlarının getirdiği hem sosyal hem de kültürel zenginliklere şahit olduk. Aslında benim de sonraları Nazmi Ağa olarak anılmama vesile olan Alanya’da Ağalık kavramı da bu zamanlarda olgunlaşıp şekillendi.
ALANYA'DA AĞALIK KAVRAMININ AÇIKLAMASI
Kayınbiraderim Ali Nazım Köseoğlu bizim yaşadığımız dönemin Alanya’sındaki Ağalık kavramını şöyle açıklıyor:
"Zamanın kültürüne uygun, hak ve hukuka riayet eden, gaye hizmeti ve misafirperverliği Türklüğün şanından gören, maddi ve manevi yardımı insanlığın ve dinin icabı olduğu şahıslardır. Bu nedenle zekatlarını verir, yoksula elini uzatır, iş bulamayana iş verir, parası olmayana yardım eder, geçimini temin edemeyene geçim sağlayan temsil kabiliyeti olan efendi şahıslardır."
Tüm yaşamım boyunca bu Nazmi Ağa sıfatını bu çerçevede taşımaya çalıştım.
ALANYA'NIN İLK MODERN BİNASI AŞAĞI MAĞAZA
Benim ticari ve sosyal kimliğimle özdeşleşen Aşağı Mağaza, Alanya’nın yakın geçmişine iz bırakmış bir işletmeydi. Şimdiki İskele Karakolu'nun karşısında, iki bölümden oluşan asma katlı, tuvaletli, denize nazır, Alanya’nın ilk modern binalarındandı.
Alanya’da kereste kesimi ve ticareti devletleştirilince Alanya’nın bereketli toprakları bizi beslemeye devam etti. Oba’da, Avsallar’da ve Okurcalar’daki bahçeler ciddi zirai bir üretimi ve bu ürünlerin pazarlamasını beraberinde getiriyordu.
Alanya’daki evimiz Sak Irmağı'nın hemen yamacında, Kellermuharı Mahallesi'nde (Bugünkü adı Güllerpınarı Mahallesi) denize yakın bir konumdaydı. Bu ev, hem kereste ticaretinin getirdiği zenginliğin ihtişamı hem de çiftliklerimizden gelen mahsulün işlendiği bir yer olarak tam teşekküllü bir konak ve müştemilatından oluşan bir kampüs niteliğindeydi.
Üretim ve ticaret bizim ekonomik olarak uğraşlarımız olsa da lojistik de kaçınılmaz bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyordu. Hem kereste ticaretinde hem de ürettiğimiz mahsullerin nakliyesi deniz yoluyla olduğu için bir tekne yapmaya karar verdik. Adını da Doğançay koyduk.
Osmanlı'nın sancılı son dönemlerinde vatan toprağına sahip çıkma ve savaşlardan yorgun düşmüş vatan evlatlarına kol kanat germe gayesiyle Alaiye Mudafai Hukuk Cemiyeti kurucuları arasında yer aldım. Özellikle Kuzey Afrika ve Arap coğrafyasında savaşıp, ülkelerine dönen vatan evlatlarını Anadolu'nun deniz kapısı olan Alanya Limanı'nda karşıladık. Bunlardan çoğu Hacet civarındaki sahra hastanesinde tedavi ediliyordu. Barcın Yaylası'ndan Kaymakçı Ömer de bunlardan biriydi. O ve yanındaki vatan evlatlarını şehrimizde ağırladık. Kalmalarını istediysek de onlar evlerine dönmek istediler. Kim bilirdi kuşaklar sonra torunlarımızın tekrar buluşacaklarını...
Cumhuriyete sahip çıkan son Osmanlı nesli olarak sosyal hayatın vazgeçilmezi olan siyaset kurumundan da uzak durmadım. Cumhuriyetin ilk yıllarında Halk Partisi'nin başkanlığını yürüttüm. Bu görevi ifa ederken köylüyle kentliyi, zenginle fakiri, tüccarla çiftçiyi velhasıl toplumun farklı kesimlerini bir araya getirip uzlaştırmayı şiar edindim.

1950’li yılların ortalarından itibaren değişim ve dönüşüm içine giren doğup büyüdüğüm şehir Alanya, artık eski değerlerin hükmünü yitirdiği bir yer olmaya başlamıştı. Ulaşım imkanlarının gelişmesi yeni zenginlik kapıları açarken, gelenekler ve şehrin temel değerleri de tahrip olmaya başlamıştı.
Şehir, kozasından çıkan yeni bir kelebek misali, değişime gebe olduğu, 1967 yılının 2 Şubat’ında benim için bu dünya aleminden öbür dünyaya göç zamanı gelmişti. Ailem, yakın çevrem, hatta şehir bu ayrılığa hazır değildi belki, ani olmuştu bu ayrılık ama her şeyin bir vakti saati olduğu gibi benim de bu dünyadaki misyonum tamamlanmıştı.
Çok kalabalık bir cenaze töreni ile Alanya beni uğurluyordu. İnsanlar yürüyerek, binek hayvanlarıyla, motosiklet ve arabalarla cenazemi sahil yolundan Oba’daki Hacı Baba Mezarlığı'na götürüyorlardı. O dönem Alanya’sı için unutulmaz bir manzaraydı.
Uzlaşma, hoşgörü ve şehrin tüm kesimleriyle beraber yaşama kültürü, Nazmi Ağa olarak benim en çok önemsediğim temel değerdi. Bu anlamda değişim kaçınılmaz olsa da ortak değerlerin muhafazası ve devamlılığı benim mirasım olarak gelecek nesillere kalsın."
VE SON SÖZ
Ezcümle, 1967 Şubat'ında Hak'kın rahmetine kavuşan Nazmi Ağa'yı torunu Mehmet Hacıkadiroğlu'nun şahsında rahmet ve minnetle anıyoruz. Dedesi Nazmi Ağa'nın izinden giden sevgili Mehmet Hacıkadiroğlu'na da sağlıklı, uzun ömürler diliyoruz.