DÜN, tarihimizin en şanlı zaferlerinden birinin, Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümünde, Alanya'da düzenlenen törene katıldım. Gözlerim, omuz omuza çarpışan kahramanların torunlarını aradı. Ne yazık ki, resmi kurumlar, siyasi parti ve STK temsilcileri dışında, halktan neredeyse hiç kimse yoktu. "Çanakkale içinde vurdular beni" türküsü, sanki sadece o yıllara ait bir yankı gibiydi.

Bir millet, kendi kurtuluş destanına bu kadar mı duyarsız kalır? Bu nasıl bir unutkanlık, bu nasıl bir vefasızlık? Çanakkale, sadece bir savaş değil, bir destandır. Vatan toprağının her karışında, binlerce şehidin kanı vardır. Onların fedakârlıkları sayesinde bugün özgürce nefes alıyoruz. Peki, biz onların bu fedakârlığını nasıl ödüllendiriyoruz? Unutarak, yok sayarak...

Kaybedenlerin torunları, her yıl Nisan ayında Çanakkale'ye gelir, şafak ayinleri düzenlerler. Yeni Zelanda ve Avustralya'dan gelen gruplar, atalarının can verdiği toprakları ziyaret eder, kaybettikleri için dualar ederler.

Onlar, kaybettikleri kahramanları unutmuyorlar. Peki ya biz, kazandığımız kahramanları ne kadar hatırlıyoruz?

Bu tablo, içimi acıtıyor. Bir millet, kendi kahramanlarını unuttuğu zaman, geleceğe nasıl umutla bakabilir? Kendi tarihine sahip çıkmayan bir millet, gelecekte nasıl destanlar yazabilir?

Çanakkale, sadece geçmişte yaşanmış bir olay değil, geleceğimize ışık tutan bir meşaledir. O meşaleyi söndürmek, kendi kimliğimizi, kendi benliğimizi yok etmek demektir.

Ey Türk milleti, uyan! Çanakkale'yi unutma, unutturma! O kahramanların ruhuna, onların emanetine sahip çık! Unutma ki, "Bir millet kendi kurtuluş destanına bu kadar duyarsız kalırsa, sonradan destan yazacak kahramanı yetiştirmesi zor olur."

Esen kalın...