45 yıllık Alanya yaşayanıyım.
Bu süre içinde neler yaşadı, neler gördü bu göz.
Ve…
Nelerle, kimlerle dalaşıp, kötü oldu bu beden.
Ve tabii en çok çevre kirliliği yaratanlarla…
İlkokuldan bu yana aldığım eğitimin sonucu saplantı oldu bende çevre temizliği ve düzeni…
Şu yaşıma değin öyle çok kişiyle papaz oldum ki bu uğurda anlatılır gibi değil.
Hani derler ya can çıkmayınca huy çıkmıyor diye. Benim saplantım, öyle bir saplantı işte.
* * *
Fırsat buldukça, işim olsun olmasın; yolumu uzatıp, Alanya Merkez Çarşısı’nda dolaşırım.
Ara sokaklara girerim... Tanıdık esnafla sohbet ederim.
İnsan gerçekten büyük bir keyif alıyor, böyle bir çarşıda dolaşmaktan...
Alanya Belediyesi, arabesk görünümlü bu çarşıyı; turizm kentine yaraşır bir çarşı haline getirebilmek için, büyük bir zoru başardı ve bu yatırıma; çarşı esnafının da katılımını, sağladı...
Ortaya güzel bir eser çıktı; Alanya, güzel bir çarşıya kavuştu...
Ama her şey bitmedi pek tabi ki...
Önemli olan bu çarşıyı; turizm kentine yakışan bir şekilde yaşatabilmek...
Yani çarşının, her bir sokağına, her bir dükkanı sahiplenebilmek...
Kendi kafasına, kendi zevkine göre tadilat yapıp; çarşının genel havasını, genel bütünlüğünü bozdurmamak...
Sokakları ve caddeleri temiz tutabilmek... Kirletenleri engelleyebilmek...
Ama böyle olmuyor, böyle yapılmıyor işte...
Üzülüyorum...
Üzülüyorum çünkü yerler, sigara izmaritleriyle dolu...
Yerlerde kâğıt mendiller, poşetler uçuşuyor... Meşrubat kapları, yuvarlanıyor...
İşin ilginç yanı; bu pisliği, yabancı turist de yaratmıyor...
Bu pislik bizim eserimiz... Yani o çarşıyı (ve Alanya’daki diğer tüm çarşıları) yine o çarşıların esnafının, bizzat kendisi kirletiyor.
Her dükkânda en az bir iki çırak var... Verin eline süpürgeyi, sık sık süpürsünler...
Aslan yattığı yerden belli olur...
Tabi sadece... Temizlemek veya temizletmek de önemli değil...
Önemli olan kirletilmesine izin vermemek...
Kirleten hanzoları engelleyip, uyarmak...
Tıpkı Müftüler Caddesi’ndeki adını sanını bilmediğim esnaf arkadaşın yaptığı gibi...
Geçtiğimiz cumartesi, akşam saatlerinde, misafirlerimle birlikte çarşıyı geziyoruz...
Dükkanların birinden bir hanzocuk, ziftlendiği sigaranın izmaritini caddeye fırlattı... Hemen o anda, o dükkanın karşısında bulunan dükkandan birisi fırlayıp, bağırdı...
“Al ulan o izmariti yerden!...”
İzmariti atan hanzocuk, dönüp baktı, omuz silkip, geçti... Oralı bile olmadı...
Bunun üzerine onu uyaran o kişi, üşenmeden karşı dükkana gitti... O hanzocuğun ensesinden tutup, izmaritin başına getirdi ve yineledi;
“Al ulan o izmariti yerden!...”
O an bir umut kapladı içimi... Yanımda konuklarım olmasaydı; nesli tükenmeye yüz tutmuş bu yiğide sarılıp, alnından öpecektim...
… …
Rızkını Alanya’dan sağlayan herkes, Alanya’nın her bir noktasına, işte böyle sahiplenmek zorunda...
Ama o çarşıya, özellikle o çarşıdan ekmek yiyenler, daha çok sahiplenmek zorunda...