Bandırma 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve üniversite öğrencisi Ş.Ö.’ye yönelik “nitelikli cinsel saldırı” ile “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçlamalarının ele alındığı davada hüküm açıklandı. Karar duruşmasına tutuklu sanıklar E.A. ve Y.E.C. ile taraf avukatları katıldı. Mahkeme heyeti, E.A.’yı nitelikli cinsel saldırı suçundan 15 yıl, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan 2 yıl 6 ay olmak üzere toplam 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Y.E.C. hakkında ise nitelikli cinsel saldırı suçundan 15 yıl hapis cezası verildi.
TANIK İFADELERİ VE DİJİTAL PAYLAŞIMLAR DOSYAYA GİRDİ
Davanın önceki duruşmalarında dinlenen tanıklardan biri, olay gecesi Ş.Ö. ile sanıklardan birini araçla gezdirdiğini, mağdurun alkollü olması nedeniyle yurda alınamayacağını düşündüklerini ve daha sonra başka bir arkadaşlarının evine bıraktıklarını anlatmıştı. Tanık, olaydan sonra bir WhatsApp grubunda Ş.Ö.’ye ait iç çamaşırlı fotoğrafların paylaşıldığını gördüğünü söylerken, başka bir tanık da E.A.’nın mağdura ait mahrem fotoğrafları grupta paylaştığını ileri sürmüştü.
ADLİ TIP VE DNA BULGULARI YARGILAMADA ELE ALINDI
Mağdur avukatı Betül Agen Eraslan, yargılama sırasında dosyaya giren Adli Tıp Kurumu raporu ile DNA incelemelerine dikkat çekmiş, Ş.Ö.’nün iç çamaşırı, çorabı ve kıyafetlerinde her iki sanığa ait DNA profilleri ile sperm hücrelerinin tespit edildiğini belirtmişti. Eraslan, müvekkilinin olay sırasında yalnızca alkollü olmadığını, bilincini kaybetmiş durumda bulunduğunu savunarak cinsel eylemin rızaya dayanmadığını ifade etmişti. Sanık müdafileri ise suçlamaları ve raporlara ilişkin bu değerlendirmeleri kabul etmediklerini belirterek önceki savunmalarını yineledi.
Cinsel saldırı davalarında adli tıp bulguları, DNA incelemeleri, tanık anlatımları, mağdur ve sanık beyanları ile telefon ve mesajlaşma kayıtları gibi dijital deliller birlikte değerlendirilebiliyor. DNA gibi biyolojik bulgular kişiler arasındaki fiziksel temasın veya biyolojik materyalin kaynağının belirlenmesinde önemli rol oynasa da rızanın bulunup bulunmadığı hukuken dosyanın bütünündeki deliller değerlendirilerek belirleniyor. Bilincin kapalı olması veya kişinin kendisini savunamayacak durumda bulunması gibi iddialar da bu nedenle yargılama sırasında ayrıca önem taşıyor.
MAHREM GÖRÜNTÜLERİN PAYLAŞILMASI AYRI BİR SUÇ OLABİLİYOR
Türk Ceza Kanunu’nda cinsel dokunulmazlığa yönelik suçlarla özel hayatın gizliliğine yönelik suçlar ayrı düzenlemelere tabi tutuluyor. Bir kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerinin hukuka aykırı biçimde kaydedilmesi ya da ifşa edilmesi, olayın özelliklerine göre ayrıca cezai sorumluluk doğurabiliyor. Bu nedenle cinsel saldırı iddiasıyla birlikte mağdurun mahrem görüntülerinin mesajlaşma uygulamalarında veya sosyal medya ortamlarında paylaşılması halinde, mahkemeler her eylemi kendi hukuki niteliği ve delilleri çerçevesinde değerlendiriyor.
Dijital ortamlarda paylaşılan mahrem görüntüler açısından görüntünün ilk kez kimin tarafından oluşturulduğu kadar, kimler tarafından yayıldığı veya başkalarının erişimine sunulduğu da soruşturmalarda önem taşıyabiliyor. Bir görüntünün özel bir mesajlaşma grubunda paylaşılması, içeriğin mahremiyet niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Bu tür dosyalarda telefon incelemeleri, mesaj kayıtları, ekran görüntüleri ve cihazlardan elde edilen dijital veriler delil zincirinin parçalarından biri haline gelebiliyor.
CİNSEL SALDIRI İDDİALARINDA DELİLLERİN KORUNMASI ÖNEMLİ
Cinsel saldırıya maruz kaldığını belirten kişilerin mümkün olan en kısa sürede kolluk birimlerine, Cumhuriyet savcılığına veya sağlık kuruluşlarına başvurması, biyolojik ve fiziksel delillerin korunması açısından önem taşıyor. Adli süreçte kıyafetler, biyolojik örnekler, mesajlaşmalar ve diğer dijital kayıtlar soruşturmanın yönünü etkileyebilecek deliller arasında bulunabiliyor. Suç mağdurları ayrıca avukat desteğinden ve adliyelerde faaliyet gösteren mağdur destek birimlerinin bilgilendirme, yönlendirme ve psikososyal destek hizmetlerinden yararlanabiliyor.
KARARIN ARDINDAN KANUN YOLU SÜRECİ
Karar duruşmasında mağdur avukatı Eraslan, sanıkların üzerlerine isnat edilen suçları işlediklerinin sabit olduğunu savunarak cezalandırılmalarını ve tutukluluk hallerinin devamını talep etti. Sanık avukatları ise suçlamaları kabul etmedi. Ağır ceza mahkemelerinin verdiği mahkumiyet hükümleri, kanunda öngörülen başvuru yollarının kullanılması halinde üst derece mahkemelerinin incelemesine taşınabiliyor. Gerekçeli kararın ardından yapılacak başvurular kapsamında dosya Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf yönünden, gerekli hukuki koşulların bulunması halinde ise daha sonraki aşamada temyiz bakımından incelenebiliyor. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin açıkladığı hüküm ile kararın kanun yolları tamamlandıktan sonraki kesinleşme aşaması birbirinden ayrı hukuki süreçler olarak değerlendiriliyor.





