Independent Türkçe'nin aktardığına göre, Çin ve ABD'de yürütülen yeni gen düzenleme araştırmaları, kalp krizi riskini artıran yüksek kolesterol tedavisinde umut verici sonuçlar ortaya koydu. Geliştirilen tek dozluk deneysel iğne, altı aylık takip sürecinde hastaların düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) yani kötü kolesterol seviyelerini yüzde 52 oranında düşürdü.
Şanghay Jiao Tong Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, yaşları 34 ile 62 arasında değişen altı gönüllü yer aldı. Ailevi hiperkolesterolemi teşhisi konmuş bu hastalara uygulanan gen tedavisi, karaciğerdeki kolesterol üretimini kontrol eden PCSK9 genini hedef aldı. Hafnia paralvei bakterisinden elde edilen ve modifiye edilen bir enzim aracılığıyla, söz konusu genin kolesterol üretme kapasitesi zayıflatıldı.
En yüksek dozu alan üç hastada, genin aktivitesinde yüzde 74'lük bir azalma kaydedildi. Tedavi sonrası katılımcıların bazılarında sadece 24 saat içinde geçen hafif ateş ve kas ağrısı gözlemlenirken, tehlikeli bir yan etki bildirilmedi. Klinik deney protokolü gereği, bu hastaların sağlık durumlarının 15 yıl boyunca düzenli olarak takip edilmesi planlanıyor.
ABD'DEKİ ARAŞTIRMA TRİGLİSERİDİ DE DÜŞÜRDÜ
Benzer bir gen düzenleme çalışması da ABD'de bulunan Cleveland Clinic tarafından gerçekleştirildi. Kanda dolaşan yağ miktarını düzenleyen ANGPTL3 genini hedef alan bu çalışmada, en yüksek dozu alan dört gönüllünün kötü kolesterolünde yüzde 52, trigliserid seviyelerinde ise yüzde 48 oranında düşüş saptandı. Uzmanlar, bu genin doğuştan mutasyonlu olduğu kişilerin kalp hastalıklarına çok nadir yakalandığı bilgisinden yola çıkarak tedaviyi şekillendirdi.
GEN TEDAVİSİ KRONİK İLAÇ KULLANIMINI BİTİREBİLİR Mİ?
Günümüzde yüksek kolesterol hastalarının büyük bir kısmı, kan değerlerini kontrol altında tutabilmek için ömür boyu her gün düzenli olarak statin grubu haplar kullanmak zorunda kalıyor. Geliştirilen bu yeni gen düzenleme teknolojisi, günlük ilaç alma zorunluluğunu ortadan kaldırarak tek bir müdahale ile hücresel düzeyde uzun süreli bir çözüm sunma potansiyeli taşıyor. Bilim insanları, yöntemin ilerleyen aşamalarda diğer lipit bozukluklarını da kapsayacak şekilde genişletilebileceğini öngörüyor.




