ALANYA Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven, ağzından bir an olsun 'Alanya'yı marka şehir yapacağım” cümlesini düşürmüyor, 'Alanya'yı Miami yapacağım” diyor da, başka bir şey demiyor. Laf aramızda, 'Alanya'yı...

ALANYA

Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven, ağzından bir an olsun “Alanya’yı marka şehir yapacağım” cümlesini düşürmüyor, “Alanya’yı Miami yapacağım” diyor da, başka bir şey demiyor.

Laf aramızda, “Alanya’yı marka şehir yapacağım” cümlesinin tercümesi aslında nedir biliyor musunuz, benim pek kıymetli okuyucularım.

Hemen izah edeyim…

“Alanya’yı marka şehir yapacağım” demek, “Alanya bunca senedir marka olamamış, tanıtımı iyi yapılamamış, savsaklanmış, ötelenmiş, mış gibi yapılarak yönetilmiş”in amcaoğludur.

“Alanya’yı marka şehir yapacağım” demek, “Alanya’da turizmin en civcivli olduğu, tanıtıma en çok ihtiyaç duyulduğu dönem olan 1990’lı yıllar ile mesaiye başladığım Eylül 2014 arasında boşa kürek çekilmiş”in uzaktan akrabasıdır.

“Alanya’yı marka şehir yapacağım” demek, “Yıllarca yurtdışı fuarlarında Alanya’yı tanıttığını iddia edenlerin icraatları fasa fisodur. Alanya’ya beş kuruşluk katkıları olmamıştır, o kadar yıl, onca para pul boşa gitmiştir”in kuzenidir.

“Alanya’yı marka şehir yapacağım” demek, “Şehrin tanıtımı için kurulan Alanya Turizm Tanıtma Vakfı’nın (ALTAV), teknolojinin zirvesini yaşadığımız 2014 yılında, kendi tüzel kişiliğine ait bir internet sitesi bile yok. Kendini tanıtamayan bir oluşum Alanya’yı nasıl tanıtsın” demenin bacanağıdır.

Bu ve benzer sebeplerle…

Artık arkasına, yanına yöresine kimi aldıysa, alacaksa veya almayı planlıyorsa, bu şehirde yaşayan, bu şehrin ruhsal durumu iyi olduğunda kendini maddi ve manevi anlamda daha iyi hisseden, “Yerleşik Antepli” olmasına karşın artık tüm unsurlarıyla Alanya’ya kök salan bir vatandaş olarak, Alanya Kaymakamı Hasan Tanrıseven’i sonuna kadar destekliyorum.

Öyle göreve başlar başlamaz “Alanya’yı marka şehir yapacağım” demek her babayiğidin harcı değildir.

Mutlaka bir bildiği vardır.

Mutlaka cümlelerinin içi doludur.

Mutlaka o gücü kendinde buluyordur.

Ki böylesine iddialı konuşuyordur.

Diye umut ediyorum ve “Alanya’yı marka şehir yapacağım” cümlesinin gerçekleştiği günleri bir an önce görmeyi diliyorum.

***

HANGİ ‘HALK’IN OTOBÜSÜ?

Orta şekerli bir otomobil sahibi olduğumuz günden beri “halk” olduğumuzu unutmuş olsak gerek, geçtiğimiz Pazar günü garip bir “halk otobüsü” deneyimi yaşadım.

Pazartesi’nin gazetesini hazırladığımız için Pazar günleri de mesai yapıyoruz, ben de o gün otomobilimi bilerek evin otoparkında bırakıp, hem tasarruf etmek için, biraz da spor olsun diye gazeteye yürüyerek gidip geliyorum.

Tıpkı, iki gün önce olduğu gibi.

Pazar akşamı gazeteden çıktım, çarşı merkezindeki bir işimi hallettikten sonra Cikcilli’deki evime gitmek için 1 Nolu Sağlık Ocağı’nın arkasında bulunan otobüs durağına gittim.

Baktım, kapısı penceresi kapalı bir otobüs, durakta öylece bekliyor, şoför koltuğunda gençten bir arkadaş, telefonla konuşuyor.

Otobüsün kaçta hareket edeceğine ilişkin ne otobüs durağında, ne de otobüsün üzerinde hiçbir ibare olmadığı için, doğal olarak “şoföre danışayım” deyip parmağımla cama “tık tık” yaptım.

Baktım oralı olmuyor, “tık tık”ın şiddetini hafif artırarak yeniden denedim, yine olmuyor.

Sonunda cama biraz daha sertçe vurunca, telefonla konuşan ve parmağımla vurduğum camın hemen 5 santim arkasında duran şoför arkadaş, sol elini, sanıyorum “Ne var?” manasına gelecek şekilde ampul çevirir gibi yaptı.

“Hareket ne zaman?” diye sordum, bu kez elindeki telefonu gösterip, sanıyorum bu kez de “Görmüyor musun, telefonla konuşuyorum” diyen birkaç mimik sergileyip “kendince” beni başından savıverdi.

Baktım olacak gibi değil, az daha ısrar etsem sopa yemem gerekecek, “Peki kardeş” deyip 25 Metrelik Yol’a doğru seyirttim.

Bu arada, sanıyorum o anda ABD Başkanı ile olan görüşmesini (!) böldüğüm için öfkelenen şoför arkadaşın “ne zaman hareket edeceği belli olmayan” otobüsünün plakasını da alıp, hareketlerinin hoşuma gitmediği notunu da iliştirerek sosyal medya kanalıyla ilgili makamlara ilettim.

Tam o sırada aynı güzergaha giden başka bir otobüs gelince ona biniverdim.

Fakat “gelen gideni aratırmış” misali, bindiğime bineceğime pişman oldum.

Ortadaki çift kanatlı engelli kapısının tek kanadı açılmıyordu, üstelik demir çubuklarla sabitlenmişti, açılmasına imkan yoktu, soran olursa da “arızalı” deniliyordu.

65 yaş üstü yaşlılar görülünce “Nasıl olsa para vermiyorlar” diye durulmuyordu, kavşaklara son sürat giriliyordu ve son olarak, tam durakta inerken, bir ayağım yerde, diğeri otobüsteyken hareket edince neden böyle yaptığını sordum, (böyle bir talebim olmamasına karşın) akşam akşam benimle uğraşamayacağını söyleyip gaza basıverdi, Oba’nın karanlığına doğru kayboluverdi.

Diyeceğim odur ki, benim de mensubu olduğum pek sevgili “halk”ım. Alanya’da bir süre önce Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin denetimine (!) giren halk otobüslerinin son durumu hiç hoşuma gitmedi.

Ve içimden dedim ki…

Onlar bu “halk”ın “otobüsü” ise biz nerenin “halk”ıyız.