Türk siyasetinde hep mağdur edebiyatı yaparak yer edindi. Aslında Jet Fadıl'ın 2002 seçimlerinde milletvekili seçilip, sonra da düşürülmesi, onun yerine seçilmesinin bir proje olduğu hep konuşulur. Zira bu işte bir gariplik olduğu besbellidir....
Türk siyasetinde hep mağdur edebiyatı yaparak yer edindi. Aslında Jet Fadıl’ın 2002 seçimlerinde milletvekili seçilip, sonra da düşürülmesi, onun yerine seçilmesinin bir proje olduğu hep konuşulur. Zira bu işte bir gariplik olduğu besbellidir. Sonrası malum, biliyorsunuz. Bu kişi hep mağdur, sürekli mağdur. Mağdur da mağdur vs. Bu mağdurluk edebiyatı iyi prim yaptı. Zira sadece o mağdur, başka hiç mağdur yok. Varsa yoksa onun mağduriyeti, bir de vatan haini bölücülerin mağduriyeti.
Çok gariptir, rahmetli Osman Bölükbaşı hem CHP’den hem de Demokrat Parti’den haksız yere zulüm görmüş, hiç de hak etmediği halde birkaç defa tutuklanarak hapse atılmıştı. Kendine kurulan komploların hiç birinden ceza almamış, hepsinden de beraat etmişti. Merhum hiçbir zaman ağlayıp, sızlayıp, buradan nemalanmaya tenezzül etmedi. Sadece Bölükbaşı mı? Siyasi hayatımızda yapmacık değil başka mağdurlarımız da var. Bu konuyu buraya yazarken dahi ürpererek yazıyorum. Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamları birer cinayettir. Aslında 27 Mayıs’ın katlettiği sadece bu üç değerli devlet adamı değil, bir de dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik vardır. İhtilal günü Ankara’da Kara Harp Okulu’nda işkence edilerek, 4. kattan atılıp, intihar süsü verildiği ileri sürülür. Bu dört değerli devlet adamının vatana hizmetten başka bir suçları yoktu. 1974 yılında Kıbrıs’a uluslararası hukuka göre müdahale etmişsek Fatin Rüştü Zorlu’nun dahiyane ileri görüşlülüğü sayesindedir. Kıbrıs’ı vermeye dünden razı olan öngörüsüzlere buradan duyurulur.
Süleyman Demirel kaç defa askeri müdahale ile alaşağı edildi. O ise “Şapkamı alır giderim” diyerek espri yaptılar. “Altı defa gittim, yedinci defa geldim” diyecek kadar naziktiler. Asla nemalanmaya tenezzül etmedi. Merhum Necmettin Erbakan’ın kaç defa partisi kapatıldı. Bir defasında da bir nevi müdahale ile görevden uzaklaştırıldı. Ama talebesi kadar sızlanmadı. Merhum Alparslan Türkeş 1944 yılında daha Üsteğmen iken ağır işkencelere maruz kaldı. Hiçbir zaman buradan nemalanmaya tenezzül etmediler. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu Mamak Cezaevi’nde meşhur “C4” diye tabir edilen yerde diğer Ülkücü gençlerle birlikte çok ağır işkenceler gördü. Hem de işkencenin her türlüsü demem yeterlidir. Mağduriyet yaparak asla nemalanmaya tenezzül etmedi. Merhum Yazıcıoğlu daha sonra Tercüman Gazetesi’nde yayınlanan röportajında Mamak işkencelerini “Naylon Cehennem” olarak dile getirdiler. Merhum Yazıcıoğlu öyle ağır işkencelere maruz kalmıştı ki, cinsel organına verilen elektrik işkencelerinin çokluğunun ardından kızı Firuze dünyaya gelince ailesi bayram ederek kurban kestiler. O Muhsin Yazıcıoğlu’dur ki, vatan sevgisinin bedelini, kaza süsü verilmiş kahpe bir suikastle ödedi.
Hep bölücüleri mağdur göstermek için Diyarbakır Cezaevi gündeme getirilir. Elbette tasvip etmeyiz. Diyarbakır Cezaevi’nde olanlar yanlıştır. Ama neden hep birilerinin mağduriyetleri çok kıymetli oluyor? Ankara Mamak, İstanbul Selimiye Kışlası, Adana Polis Okulu 12 Eylül’de Ülkücülerin çok ağır işkence gördüğü yerlerdir. Elbette solcu gençlerimiz de 12 Eylül döneminde ağır işkenceler gördüler. Ama birileri hep mağdur, hala mağdur. Yeter artık ama edebiyatı bırakınız da siz önce şu mağdur ettiklerinize bir bakın.
Siyasi hayatımızda mağdur edilen bazı isimlerin mağduriyetlerini yukarıda anlattım. Hem de yapmacık değil, gerçek mağduriyetler. Bazıları canlarından dahi oldular. Ne onlar ne de aileleri bunu ısıtıp ısıtıp nemalanmaya tenezzül etmediler. Bu iş demek ki birazda kişilerin siyasi tarzlarının seviyesi ile alakalı olsa gerek.