İnsanların konuşa konuşa, hayvanların da koklaşa koklaşa anlaştıklarından söz edilir. Biz konuşma özürlü olduğumuzdan, en basit bir tartışma ya da çelişkide, konuşma yerine, çatışmayı tercih ediyoruz. Gergin bir toplum haline geldik....

İnsanların konuşa konuşa, hayvanların da koklaşa koklaşa anlaştıklarından söz edilir.
Biz konuşma özürlü olduğumuzdan, en basit bir tartışma ya da çelişkide, konuşma yerine, çatışmayı tercih ediyoruz.
Gergin bir toplum haline geldik.
Birbirimize selam bile vermiyor, herkese kuşku ile bakıyoruz.
Kuşkularımızda haklı olduğumuzu da söylemek mümkün!
Otobüs şoförü ön kapıdan inemezsiniz dedi diye adam, şoförü dövmeye başlıyor, sonra da bıçaklayıp öldürüyor.
Böyle bir rezilliğin dünyada bir benzeri var mıdır?
Terör otuz yılda kırk bin can almış, her yıl da yüzlerce can almaya devam ederken, terörün bitmesiyle ilgili girişimlere bir nevi kan davası gibi bakıp, kan ve gözyaşının devam etmesi pahasına barış girişimlerine karşı çıkılabiliyor.
Bu da, vatan ve millet aşkı üzerine inşa ediliyor!
Medeni bir biçimde, karşılıklı görüşmeyle sorunların nasıl çözümlenebileceğini gösterme adına sizlere çok ilginç bir olayı anlatacağım.
Kastamonu Bayındırlık Müdürlüğünde müdürüm de olan Ali Turgut anlatmıştı.
Bu olay, bundan en aşağı elli, elli beş yıl öncesine dayanıyor. Ali beyin anlattığına göre, öğrencilik yıllarında iki arkadaşıyla birlikte bir ev tutmuşlar.
Ev çok eski, iki odalıymış. Mutfağı falan yok.
Eski zamanlarda çoğu evde, şimdiki gibi mutfak geleneğinden söz etmek de mümkün değil.
Odalardan birisi büyük diğeri de biraz küçükçeymiş.
Ali beyin arkadaşları da iri yarıymış.
Doğal olarak küçük odaya Ali bey diğer odaya da arkadaşları yerleşmiş.
Yemeklerini oda içinde gaz ocağı üzerinde yapıp, bulaşıkları da tuvaletin girişindeki lavabo gibi yerde yıkıyorlarmış. Bulaşıkları sırayla yıkıyorlarmış. Bulaşık sırası onlara geldiğinde bulaşıkları Ali beyin odasının bir köşesinde biriktirip ancak iki gün sonra yıkıyorlarmış.
Bulaşıkların kokusundan rahatsız olan Ali bey, odasına bulaşıkları koymamalarını söylemiş. Bunun üzerine aralarında tartışma başlamış.
Arkadaşları ellerine bir metre alıp odaları ölçmüşler, sonra da kağıdı kalemi alıp hesap yapmışlar.
Bu hesaba göre, büyük oda iki arkadaşına kalırken, Ali beyin odasında da iki metre karelik yer de bu iki arkadaşa düşüyor.
Arkadaşları ellerinde bir iple Ali beyin odasına girip, iki metrekarelik yeri çevirip, buranın kendilerine ait olduğunu bulaşıkları da buraya koyacaklarını söyleyince, Ali beyin yapacağı bir şey kalmaz. Ali bey sürekli, bu pislikten nasıl kurtulacağının hesabını yapmaya başlar. En sonunda Ali beyin aklına çok güzel bir fikir gelir ve iki odanın kapılarını ölçer, hesap kitap yapar ve bu hesaba göre de kapının birinin bütünü iki arkadaşın olurken Ali beyin odasının kapısında arkadaşlarının hakkı olarak on santim eninde bir şerit kalır. Ali bey kapısının on santimlik bölümüne yukardan aşağı bir ip çeker ve arkadaşlarını çağırır ve der ki, evet siz haklısınız benim odamdaki o iki metrekarelik alan sizin. Ama siz de bu alana girebilmek için, kapının sadece bu bölümünden geçeceksiniz, deyince arkadaşları şaşırır ve derler ki, biz buradan nasıl geçeriz ki, Ali bey de, nasıl geçerseniz geçin o beni ilgilendirmez dediğinde, iki arkadaşı Ali beyi bulduğu çözümden dolayı kutlamışlar ve bulaşıkları bir daha da Ali beyin odasına koymayıp günlük olarak yıkamaya başlamışlar.