Eğer hastalıklar birer kıyafet olsaydı, modern insanın üzerinden hiç çıkarmadığı parça kesinlikle boyun, sırt ve bel ağrısı olurdu. Ne modası geçer ne mevsimi vardır. Sabah uyanırken omuzda, gün içinde belde, akşam olunca boyunda kendini hatırlatır. Kimse bunu isteyerek taşımaz ama neredeyse herkesin üzerinde durur. Çünkü bu ağrılar artık bir hastalıktan çok, yaşam biçiminin doğal sonucu haline gelmiştir. Bugün birine "Nasılsın?" diye sorduğunuzda, cevabın bir yerinden mutlaka ağrı çıkar. "İyiyim ama biraz belimde ağrı var", "Boynum fena", "Sırtım taş gibi." Bu cümleler artık şikâyet değil, günlük konuşmanın sıradan bir parçasıdır. İşte bu yüzden fizik tedavinin kapısını en çok çalanlar, ağır hastalar değil; yorgun bedenlerdir.
Modern Hayat Boyuna Neden Yük Olur?
İnsan bedeni hareket etmek üzere tasarlanmıştır. Yürümek, eğilmek, uzanmak, yük taşımak ve dinlenmek için… Ama modern hayat bedenle pek anlaşamaz. Saatlerce aynı pozisyonda otururuz. Ekrana doğru eğiliriz. Omuzlarımız fark etmeden kulaklara yaklaşır. Stres, kaslara sessizce yerleşir. Gün boyu hareket etmeyen beden, akşam olunca neden ağrıdığını anlatmaya çalışır. Burada ilginç olan şudur: Çoğu zaman MR’lar temizdir, filmler normaldir. Ama ağrı gerçektir. Çünkü ağrının kaynağı her zaman büyük bir hasar değildir. Bazen sadece uzun süre duyulmayan bir yorgunluktur. En Masum Ama En İnatçı Ağrı
Boyun tutulması, bel ağrısı, sırt spazmı… Hayati tehlike yaratmazlar ama hayatın kalitesini sessizce düşürürler. Uykudan dinlenmeden uyanırsınız. Uzun süre oturamazsınız. Bir şey kaldırırken tereddüt edersiniz. Daha kötüsü, ağrı insana sabırsızlık verir; ruh halini bozar. Bu nedenle insanlar fizik tedaviye genellikle "dayanamamaya başladıklarında" gelir. Oysa bu ağrılar çoğu zaman vücudun ilk uyarı sinyalleridir. Erken dönemde fark edilseler, basit müdahalelerle kontrol altına alınabilirler. Fizik Tedavi
Sadece Kası mı Tedavi Eder?
Fizik tedavi çoğu kişinin sandığı gibi sadece elektrik akımı, sıcak paket ya da egzersizden ibaret değildir. Aslında fizik tedavi, vücuda tekrar doğru hareket etmeyi öğretme sanatıdır. Kaslara ne zaman kasılacağını, ne zaman gevşeyeceğini hatırlatır. Eklemlere güven kazandırır. Kişiye bedenini yeniden hissetmeyi öğretir. En önemlisi de şunu söyler: "Ağrı sensin değil, senden gelen bir mesaj." Bu bakış açısı değiştiğinde, tedavi sadece seanslarla sınırlı kalmaz; günlük yaşama yayılır.
Asıl Hastalık Nerede Başlıyor?
Bel fıtığı, boyun düzleşmesi ya da kas spazmı asıl sorun değildir.
Asıl sorun:
- Hareketi sürekli ertelemek
- Ağrı olunca tamamen durmak
- Egzersizi sadece ihtiyaç anında hatırlamak
- Vücudu, bozulana kadar fark etmemek
İnsan, bedenine çoğu zaman bir makine gibi davranır. Çalıştığı sürece ilgilenmez, bozulunca tamir ister. Oysa beden, ihmal edildiğinde arızalanan değil; dinlenmediğinde ve hareket etmediğinde yorulan bir sistemdir. Belki de mesele şudur: Boyun, bel ve sırt ağrıları en çok görmezden gelindiği için bu kadar yaygındır. Bu ağrılar zayıflık göstergesi değildir. Aksine, bedenin hâlâ iletişim kurmaya çalıştığının işaretidir. Fizik tedavi bu noktada bir son çare değil, erken bir fark ediş olmalıdır. Ağrı tamamen geçmeden, kronikleşmeden, alışmadan yani tabiri caizse "yer etmeden" önce devreye girmelidir. En çok karşılaşılan hastalık belki de boyun, bel ve sırt ağrısıdır. Çünkü bu ağrılar modern hayatın aynasıdır. Ama insana en çok yakışan şey, bu durumu kabullenmek değil; bedeniyle yeniden bağ kurabilmektir. Beden konuşur. Boyunla, bel ile, omuzla… Mesele onu susturmak değil, duyabilmektir.