Saygıdeğer okurlar; Bir sperm olarak anne rahmine düşen tek hücreli canlının anne rahmindeki yumurta ile birleşip biyolojik insanı oluşturması ne kadar zor ve meşakkatli bir yolculuk ise, o embriyonun 9 ay 10 gün gibi uzun bir süre anne karnında...

Saygıdeğer okurlar;Bir sperm olarak anne rahmine düşen tek hücreli canlının anne rahmindeki yumurta ile birleşip biyolojik insanı oluşturması ne kadar zor ve meşakkatli bir yolculuk ise, o embriyonun 9 ay 10 gün gibi uzun bir süre anne karnında taşınması ondan kat be kat zordur. Anne tarafından gösterilen sabrın kelimelerle ifade edilmesi mümkün değildir. Henüz rahime ilk düşülen günden başlamak üzere hayatımızın her döneminde, hepimizin de kabul edeceği gibi annelerimizin üzerimizdeki emekleri, babamız da dahil olmak üzere çevremizde bulunan herkesten daha fazladır. Çünkü biyolojik bir tür olan insan yavrusu, dünyaya geldikten sonra da uzun yıllar bakıma ihtiyaç duyar. İnsan yavrusunun oldukça zor olan bakımı yüzlerce ayrıntıyı gerektirse de bunu iki başlık altında toplamak mümkündür. 1- Fiziksel bakım 2- Ruhsal bakım. Bu iki bakım türüne yaşamın her safhasında ihtiyaç olmasına rağmen, özellikle çocuğun 0-5 yaş devresinde önemi daha da büyüktür. Anne ile çocuğun en yakın oldukları zaman da bu zamandır. Bu nedenle annenin yükü bu dönemde daha ağırdır. Çünkü çocuğun ruhsal yapısının tamamen oturduğu dönem bu dönemdir. Bu dönemde çocuğun ruhsal gelişimi üzerinde çok az etkisi olan babanın sonraki dönemlerde tabi ki katkısı olacaktır. Fakat 0-5 yaşından sonra çocuğun ruhsal yapısında da çok büyük değişimler olmayacaktır. İki çocuğun bakımında eşine yardımcı olmuş biri olarak, bu işin ne kadar zor olduğunu yakından biliyorum. Fakat çocukların ruhsal bakımının yanında fiziksel bakımının çok hafif kaldığını da söylemek zorundayım. Hele de bu çocuklardan birinin kız, diğerinin de erkek olduğunu düşünürseniz, daha da zor olduğunu çocuk yetiştirenler anlayacaktır. Dünyadaki rolleri tamamen farklı olan bu iki insan yavrusunu ruhsal anlamda yetiştirirken farklı araçlar kullanarak "Aynı amaca" yöneltmek zorunda olduğumuzu asla unutmamak gerekir. Bu amaç hiçbir zaman bireysel başarı olmamalı, içinde yaşanılan toplum daima ön plana çıkarılmalıdır. Yani "Toplumsal Uyum" gözardı edilmemelidir. Bireysel başarı hırsıyla büyütülen çocukların gelecekte "egoist ve kendini düşünen", biyolojik insandan öteye gidememiş varlıklar olduğunu görmek asla hoşumuza gitmeyecektir. Çünkü bu şekilde büyüyen çocukların başta anne ve baba olmak üzere hiç kimseye faydasının olmayacağı açıktır. Günümüzde henüz yeteri kadar olmasa da, babanın da çocuk yetiştirme konusunda annenin yardımcısı olma çabasında olduğu bir gerçektir. Fakat bu gerçek adı üzerinde sadece "yardımcı" olmaktan öteye geçemez. Yani biyolojik insan, sosyolojik, psikolojik, felsefi ve en nihayetinde teolojik anlamda insana dönüşebilmek için anneye (Annenin ölüm veya herhangi bir nedenle olmaması halinde anne kadar özverili başka birine) ihtiyacı vardır. Çünkü anne kararlı ve toplumsal uyumu yakalamış biri ise, her şeyden öte iyi bir yüreğe sahipse, baba olmadan da toplumsal uyumu yakalamış, iyi yürekli çocuklar yetiştirebilir. Çevremizde bunun onlarca örneğini bulmak mümkündür. Fakat tam tersi, anne kişisel hırslarından kendini kurtaramamış, toplumsal uyumu yakalayamamış ve mutsuz bir biyolojik insan profili çiziyorsa, onun ruhsal anlamda çocuk yetiştirebileceğini düşünemeyiz. Kendi ruh halleri düzgün olmayan bu türlerden böyle bir başarı beklemek hayalcilik olur. Dünyaya getirdiği evladını öldüren ve sokağa terk eden anneler tamamen konumuzun dışındadır. Burada sebeplerini bilmeksizin bu yanlışları yapanları yargılamak bana düşmez. Ben sadece bu satırlarda o çocuklara ve o annelere insanca üzüntülerimi ifade edebilirim. Fakat toplum içinde anne olarak görülüp, çocuk büyütenlerin bu çocuklara toplumsal uyum için erken olduğunu düşünmeyip, 0-5 yaş döneminde "erdemleri" öğretmeleri gerekmektedir. (Erdemler etraflıca felsefe ve teoloji bölümünde açıklanacaktır). Bunu yapabilmeleri kendilerinin erdemlerin ne olduğunu bilmelerine ve bu değerlere yürekten inanmalarına bağlıdır. Bir gün bu çocuklar şu ya da bu şekilde ülke yönetimine geldiğinde kişisel çıkarları bir kenara bırakıp her şeyi öncelikle "Vatan ve ulusları" adına yapacaklardır. Bu çocuklar ülke yönetimine gelmese bile, gelecek olanlar için kullandıkları oyu verirken düşünceleri yine "vatan ve ulusları" olacaktır. Çünkü erdemlere inanan kişi başka bir yol izleyemez. Ayrıca kendinin hiçbir zaman yapmayacağı erdem dışı hareketleri kim yaparsa yapsın hoş karşılamaz. Böyle kişiler için "insanlık onuru" her şeyin önüne geçer. Açlık ve sefalet bile onu bu yoldan alıkoyamaz. Ülkemizde erdemli insanların sayısının artması dileğiyle, sağlıcakla kalın.