28 Şubat 1997 tarihinde Türkiye bir muhtıraya daha muhatap olmuştu. Post-modern müdahale olarak tarihe geçen bu hareket kansız olmuş ama bazı uygulamalarının menfi neticesi ta bu günlere kadar sürmüştür. Şu gerçeğin altını çizmek istiyorum....

28 Şubat 1997 tarihinde Türkiye bir muhtıraya daha muhatap olmuştu. Post-modern müdahale olarak tarihe geçen bu hareket kansız olmuş ama bazı uygulamalarının menfi neticesi ta bu günlere kadar sürmüştür.
Şu gerçeğin altını çizmek istiyorum. Batı ülkelerinde, Avrupa ve Amerika’da düz liselerle sanat enstitülerinin oranı yüzde 70 sanat enstitülerinin lehinedir. Yani, liseye giden çocuklardan 70 tanesi sanat enstitüsüne gitmektedir. Çünkü, sanayileşme de en gerek duyulan elemanlar sanat enstitülerinden yetirilmektedir. Düz liseliler de şayet üniversiteye gidebilir de iyi bir şekilde mezun olabilirse özel sektörde kolaylıkla iş bulabilir.
Şu anda Dış Ticaret Bakanı olan Zafer Çağlayan, Ankara Sanayi Odası Başkanı iken bir gazeteciye şöyle söylemişti: "Benim şu anda 60 tane alüminyum kaynakçısına ihtiyacım var. Hemen gelsinler işleri hazır. Ama şu anda sümenimin içinde en az 500 üniversite mezununun dilekçesi var, onlara bir iş veremiyorum."
Bu memleketimizin en gerçek ve üzülmemiz gereken yüzüdür.
Neden böyle olmuştur?
İşte, 28 Şubat post-modern müdahalesinin generalleri, İmam Hatip Liseleri ile birlikte diğer sanat okulları ile enstitü mezunlarının üniversite giriş imtihanı sonunda aldıkları puandan yüzde 30 gibi bir indirim yapılması için mevcut iktidara (REFAHYOL Koalisyon hükümetine) baskı yaparak, bu gençlerin önünü kesmek istemişlerdir.
Yani, düz lise mezunu 300 puan almışsa bu oran aynen uygulandığı halde, imam hatip veya diğer sanat okulu mezununun aldığı 300 puandan 30 puan düşürülerek puanı 270 puana düşürülmesi gerekiyordu.
O zaman ne oldu, biliyor musunuz?
Oran, düz liseler lehine değişti ve sanat okuluna veya sanat enstitüsüne gidenler gittikçe azaldı, azaldı ve bu gün sanayicilerimizin nitelikli eleman ihtiyacı had safhaya yükseldi.
Nitekim, yeni bir girişimle bazı fabrikalar eleman yetiştirmek için kolları sıvamak zorunda kaldılar. Lise mezunu bir genç ne çekiç tutmasını becerebilir, ne de lehim yapmasını bilebilir. İşte bu suretle ülkemiz de aylak ve baba harçlığına muhtaç bir sürü genç yetişmiştir.
Bir tarafta sanat enstitüsü mezunu genç aranırken, diğer tarafta lise mezunu bir sürü aylak genç kahve köşelerinde zaman geçirmekteler. Sanat okulu veya imam hatip lisesi mezunu bir genç aldığı puan ile yüksek okula veya üniversiteye girmek için aldığı puan aynen uygulansa bu gençler de üniversiteye aldığı puan ile girebilseydi, böylece bu gençler arasında farklılık yaratılmasaydı, sanki ne olurdu?
İmam hatip veya diğer sanat okulu mezunu gençler bizim çocuklarımız değil miydi? İşte, YÖK yeni bir karar alarak, katsayı farkını kaldırmış, böylece liseler arasındaki ayrıcalık önlenmiştir.
Giderayak bu ayrıcalığın kaldırılması için var gücü ile gayret gösteren YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ı ve YÖK üyelerini en içten gelen duygularımla tebrik ediyorum. Sağ olunuz, var olunuz.