İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'ndaki konuşmasında, ülkesinin diplomasi ve müzakereye açık olduğunu ancak tehdit ve baskı altında geri adım atmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik “terörist” nitelemesine tepki göstererek İran'ın saldırgan değil, saldırılara karşı kendisini savunan taraf olduğunu savundu. Konuşmasında savaş sırasında hayatını kaybeden sivillere ait fotoğrafları gösteren Pezeşkiyan, özellikle kadınların, çocukların ve bilim insanlarının hedef olduğunu öne sürdü.
DİPLOMASİ MESAJI İLE SAVUNMA VURGUSU BİRLİKTE GELDİ
Pezeşkiyan'ın konuşmasının merkezinde iki mesaj yer aldı: İran'ın müzakere masasından kaçmadığı ve askeri baskıya teslim olmayacağı. İran Cumhurbaşkanı, ülkesinin savaş başlatmadığını savunurken, kendilerine dayatıldığını söylediği çatışmalarda savunma hakkını kullanacaklarını ifade etti. Tahran yönetiminin bu yaklaşımı, askeri gerilim devam ederken diplomasi kanallarının tamamen kapatılmaması gerektiği yönündeki tutumunu da yansıtıyor. Pezeşkiyan, olası görüşmelerin tehdit veya güç kullanımı baskısı altında yürütülmesine karşı olduklarını dile getirdi.
BM SİSTEMİNDE GÜÇ KULLANIMININ HUKUKİ ÇERÇEVESİ
İran Cumhurbaşkanı'nın saldırılar ve meşru müdafaa üzerinden yaptığı açıklamalar, uluslararası hukukun temel tartışma alanlarından birine işaret ediyor. BM Şartı, devletlerin uluslararası ilişkilerinde başka devletlerin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanmasını ya da güç kullanma tehdidinde bulunmasını genel olarak yasaklıyor. Bununla birlikte Şart'ın 51'inci maddesi, bir BM üyesinin silahlı saldırıya uğraması halinde bireysel veya kolektif meşru müdafaa hakkını tanıyor. Hangi askeri eylemin bu hukuki şartları karşılayıp karşılamadığı ise her somut olayın koşulları ve tarafların ortaya koyduğu gerekçeler üzerinden değerlendiriliyor.
NÜKLEER PROGRAM TARTIŞMASI GÜNDEMİN ÖNEMLİ BAŞLIKLARINDAN

Pezeşkiyan konuşmasında İran ile İsrail'e yönelik uluslararası yaklaşım arasında çifte standart bulunduğunu savunarak nükleer denetimler ve yaptırımlar konusuna da değindi. İran'ın nükleer faaliyetleri uzun süredir Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetim mekanizmalarının ve uluslararası diplomasinin başlıca gündemlerinden biri durumunda. İran ile UAEA arasında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması kapsamındaki güvence denetimlerini düzenleyen bir anlaşma bulunuyor. Bu sistemin temel amacı, barışçıl amaçlarla kullanılan nükleer maddelerin nükleer silahlara veya başka nükleer patlayıcılara yönlendirilmediğinin doğrulanması.
Nükleer anlaşmazlıklarda yalnızca siyasi açıklamalar değil, teknik denetim süreçleri de belirleyici önem taşıyor. UAEA'nın güvence sistemi; nükleer malzemelerin kayıtlarının incelenmesi, tesislerde doğrulama faaliyetleri yürütülmesi ve devletlerin yükümlülüklerine ilişkin bulguların değerlendirilmesi üzerine kurulu. Bu nedenle taraflar arasındaki güvenin yeniden oluşturulması açısından diplomatik görüşmelerin yanı sıra uluslararası denetim mekanizmalarının işlemesi, teknik konuların siyasi ve askeri gerilimden mümkün olduğunca ayrıştırılması önem taşıyor.
BÖLGESEL GERİLİM ENERJİ VE TİCARETİ DE ETKİLİYOR
İran merkezli askeri ve siyasi gerilim yalnızca taraf ülkeleri değil, küresel ekonomi açısından kritik öneme sahip Körfez bölgesini de yakından ilgilendiriyor. İran ile Umman arasında bulunan Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Körfezi ve Arap Denizi'ne bağlayan dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri. Boğazdan büyük miktarda petrol ve enerji ürünü taşındığı için bölgede yaşanabilecek askeri gerilim, deniz taşımacılığı, sigorta maliyetleri, navlun fiyatları ve küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan baskı oluşturabiliyor. ABD Enerji Enformasyon İdaresi de alternatif güzergâhların Hürmüz'den geçen enerji hacminin yalnızca bir bölümünü karşılayabildiğine öne çıkıyor.

BM KÜRSÜSÜ DİPLOMATİK MESAJLAR İÇİN KRİTİK PLATFORM
BM Genel Kurulu'nda devlet ve hükümet başkanlarının yaptığı konuşmalar doğrudan bağlayıcı bir anlaşma veya karar niteliği taşımıyor ancak ülkelerin dış politika önceliklerini uluslararası topluma açıklaması açısından önemli bir diplomatik araç olarak görülüyor. Pezeşkiyan'ın konuşması da bir yandan ABD ve İsrail'e yönelik sert suçlamalar içerirken diğer yandan müzakere seçeneğinin tamamen dışlanmadığını göstermesi bakımından öne çıktı. İran Cumhurbaşkanı, ülkesinin güvenliğinin askeri baskıyla sağlanamayacağını savunurken bölgesel güvenliğin ortak biçimde ele alınması gerektiği mesajını verdi.
GERİLİMİN AZALTILMASINDA DİPLOMASİ VE DENETİM ÖNE ÇIKIYOR
Bundan sonraki süreçte gerilimin düşürülmesi açısından diplomatik temasların sürdürülmesi, nükleer faaliyetlere ilişkin teknik denetimlerin işler halde tutulması ve askeri eylemlerin siviller üzerindeki etkisinin azaltılması temel başlıklar arasında yer alıyor. BM sistemi bakımından uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi temel ilkelerden biri olurken, Güvenlik Konseyi de uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında merkezi role sahip. Pezeşkiyan'ın “diplomasiye hazırız ancak savaştan korkmuyoruz” şeklinde özetlenen mesajı, İran yönetiminin mevcut aşamada hem caydırıcılık söylemini sürdürmek hem de siyasi çözüm için kapıyı açık bırakmak istediğini ortaya koyan bir dış politika beyanı olarak öne çıktı.




