Türkiye’de doğum oranlarının düşmesi artık sadece istatistik başlığı olarak görülmüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süredir dikkat çektiği tablo, hükümetin aile ve nüfus politikalarında daha görünür adımlar atmasına yol açtı. Son açıklama Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’ndan geldi. Bakanlık, ilk kez anne olacak kadınlar için hamileliğin son üç ayında birebir ebe desteğini yaygınlaştırıyor.

Bu yeni adım, kağıt üstünde küçük gibi görünüyor ama mesele sadece sağlık hizmeti değil. Türkiye’de çocuk sahibi olma yaşı yükseliyor, aileler ekonomik ve sosyal nedenlerle kararlarını erteliyor, hastanelerde sezaryen-doğal doğum tartışması yeniden büyüyor. Evde kira, mutfakta gider, kreş hesabı... Birçok aile için çocuk konusu artık sadece istekle açıklanmıyor.

“HER GEBEYE EBE” UYGULAMASI GENİŞLİYOR

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, “Her Gebeye Ebe” uygulaması kapsamında ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarına, takipleri nerede yapılırsa yapılsın hamileliğin son üç ayında birebir ebe tahsis edildiğini açıkladı. Buna göre ebe, anne adayının hem danışmanı hem de doğuma hazırlık sürecinde en yakın rehberi olacak.

Memişoğlu’nun açıklamasına göre Türkiye genelinde görev yapan ebe sayısı 61 bin 414. Bakanlık, mevzuat değişiklikleriyle ebelerin hem sahada hem de doğumhanelerde daha etkin çalışmasını hedefliyor. Verilen mesaj net: İlk gebelikte yaşanan kaygıyı azaltmak, anne adayını yalnız bırakmamak ve doğuma hazırlığı daha kontrollü yürütmek.

SEZARYEN TARTIŞMASI YENİDEN GÜNDEMDE

Bakanlığın yeni adımı yalnızca ebe desteğiyle sınırlı değil. Açıklamalarda, Türkiye’de sezaryen oranlarının dünya ortalamasının üzerinde olduğuna da dikkat çekildi. Sağlık yönetimi, sezaryenin tıbbi zorunluluk halinde başvurulması gereken ciddi bir operasyon olduğunu vurgularken, “Normal Doğum Eylem Planı”nı da yeniden öne çıkarıyor.

Burada asıl tartışma şu: Anne adayına gerçekten özgür ve doğru bilgi veriliyor mu, yoksa tercih süreci hastane pratiği içinde başka dinamiklerle mi şekilleniyor? Bu soru önemli. Çünkü doğum politikası sadece bir kampanya diliyle ilerlemiyor, sahadaki güven duygusuyla ilerliyor. Ve o güven bazen tek cümleyle kuruluyor, bazen de hiç kurulamıyor.

DOĞURGANLIK HIZI KRİTİK EŞİĞİN ALTINDA

TÜİK’in açıkladığı son resmi doğum istatistiklerine göre Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2024 yılında 1,48 çocuk olarak gerçekleşti. Nüfusun kendini yenileme seviyesi kabul edilen 2,1 eşiğinin altında kalınması, bu tablonun geçici değil yapısal bir kırılma olduğuna işaret ediyor.

Canlı doğan bebek sayısı da aynı dönemde geriledi. 2024’te Türkiye genelinde 937 bin 559 canlı doğum kayıtlara geçti. 2000’li yılların başındaki tabloyla kıyaslandığında, yıllık doğum sayısındaki düşüş artık istisna değil, uzun süredir devam eden eğilimin kalıcı sonucu gibi duruyor.

MESELE SADECE NÜFUS DEĞİL, GÜNLÜK HAYATIN YÜKÜ

Doğum oranlarındaki düşüşü yalnızca sağlık politikasıyla açıklamak eksik kalıyor. Genç çiftlerin evlilik yaşı, konut maliyetleri, bakım yükü, iş güvencesi, kadınların çalışma hayatı, kreş erişimi ve şehir yaşamının maliyeti bu başlığın tam ortasında duruyor. Özellikle Antalya ve Alanya gibi yaşam maliyetinin yüksek hissedildiği kentlerde çocuk sahibi olma kararı, aile bütçesiyle doğrudan bağlantılı okunuyor.

Birçok evde aynı cümle dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: “İstiyoruz ama...” İşte o “ama” kısmı büyüyor. Haberlerde bazen görünmüyor ama hayatın içinde en çok orası konuşuluyor.

Bu nedenle Ankara’nın attığı yeni adımların etkisi, sadece açıklanan programlarla değil; annelerin sağlık hizmetine erişimi, doğum sürecinde hissettiği güven ve ailelerin çocuk büyütme maliyetini nasıl gördüğüyle ölçülecek. Çünkü nüfus tartışması artık teorik bir gelecek meselesi değil, bugünün ev ekonomisinin içine kadar girmiş durumda. Biraz da mesele bu.

THY’de yönetim değişikliği: İşte yeni Başkan ve Genel Müdür
THY’de yönetim değişikliği: İşte yeni Başkan ve Genel Müdür
İçeriği Görüntüle

ANKARA’NIN MESAJI NET

İktidar cephesi, düşen doğum oranlarını sadece demografik veri olarak okumuyor. Erdoğan’ın “varoluşsal tehdit” olarak tarif ettiği bu başlıkta, sağlık, aile ve sosyal politika araçlarının daha sık devreye alınacağı görülüyor. “Her Gebeye Ebe” uygulaması da bu zincirin yeni halkası oldu.

Ancak bundan sonraki asıl soru şu olacak: Türkiye doğumu teşvik eden yeni programlar açıklarken, ailelerin çocuk sahibi olmayı ertelemesine yol açan ekonomik ve sosyal baskıları da aynı hızla hafifletebilecek mi? Orası biraz daha zor. Ve biraz daha gerçek.

Kaynak: Haber Merkezi