Sokakta yürürken çoğu şeyi görmeden geçiyoruz. Belki acelemizden, belki alışkanlıktan… Ama bazen tam gözümüzün önünde bir hayat sessizce tükeniyor ve biz fark etmiyoruz. Ya da fark etmek istemiyoruz. Geçtiğimiz günlerde bir kediyle karşılaştık. Tesadüfen geçtiğimiz bir sokaktaydı. Susuzdu, bitkindi. Gözlerinde ne korku vardı ne de kaçma hali. Sadece tükenmişlik vardı. Hani insan bakınca anlar ya, artık dayanacak gücü kalmamış… Öyleydi.

Önüne bir kap su koyduk. Yavaş yavaş içti. Acele etmeden, sanki her yudumu hissederek… O an şunu düşündüm: Bu sadece su içmek değildi. Bu, hayata tutunmaya çalışmak. Belki de o birkaç yudum, hayata tutunduğu son şeydi.

Ertesi gün, tedavi edilmesi için gönderdiğimiz rehabilitasyon merkezinden haber geldi. O küçük beden o kadar yorgun ve hastaydı ki, sessiz çığlığı muhtemelen günlerce duyulmamıştı. Artık bu kadar duyarsızlığın içinde yaşamaya tutunacak gücü kalmamıştı. Bedeninin çektiği acıyı fark etmeyen insanların arasından sessizce çekip gitmişti. Ve bize ölüm haberi ulaştı.

İnsanın aklı almıyor. İster istemez düşünüyorsun… O sokakta kimse yok muydu? Bir terzi dükkânı vardı. Muhtarlık binası vardı. Gün boyu insan geçen bir kaldırım. Yani öyle ıssız, kimsenin uğramadığı bir yer değil; tam tersine, hayatın aktığı bir nokta. Ama o gün bu sokak bir çığlığı duymamayı seçti. Orada eksik olan şey çok belliydi: Merhamet!

Kimse görmedi mi gerçekten? Yoksa gördü de durmadı mı? Bir kap su koymak bu kadar zor mu? Bir an durup bakmak, “bu hayvan iyi değil” demek… Gerekirse bir telefon açmak… Bir canın yaşamasına vesile olmak gerçekten bu kadar zor mu? Mesele aslında çok büyük şeyler değil. Mesele, görmemek. Merhamet dediğimiz şey de burada başlıyor zaten. Sadece bakmak değil, gerçekten görebilmek. Bir canın susuzluğunu fark edebilmek. “Bana ne” dememek.

Whatsapp Image 2026 03 18 At 11.27.07

Çünkü bazen kötülük, yaptığımız bir eylemde değil; yapmadığımız bir şeyde gizlidir. O gün o hayvana kimse vurmadı. Ama kimse yardım da etmedi. Ve sonuç değişmedi. Bugün hukuk da bunu söylüyor: Bir hayvana bilerek zarar vermek suç olduğu gibi, onun yaşam hakkını görmezden gelmek de artık görmezden gelinebilecek bir mesele değildir. Çünkü hukuk, aslında toplumun vicdanının yazıya dökülmüş hâlidir. Bazen bir can, tam da böyle ölür: Aç, susuz, sevgisiz… Sessizce, kimsenin durup bakmadığı bir yerde…

Biz o gün bir canın son yudumuna tanıklık ettik. Ama asıl ağır gelen şuydu: O sokakta hayat devam etti. Kimse için bir şey değişmedi. Oysa hayvanlar bu dünyayı bizimle paylaşıyor. Onlara yapılan ya da yapılmayan her şey, aslında bizim nasıl insanlar olduğumuzu gösteriyor. Bu sadece hayvan meselesi değil; doğrudan insanlık meselesi. Unutmayalım, hayvan hakları aynı zamanda insanlık sınavıdır.

Bir kap su koymak, bir an durmak, o sessiz meleklerin çığlığını duyabilmek, fark edebilmek ve onlara kalbini açmak bu kadar zor olmasa gerek. Bazen bir canın hayatı yalnızca birkaç yudum suya bağlıdır. Ve bazen bir mahalle, merhametini fark etmeden kaybeder…

Whatsapp Image 2026 03 18 At 11.37.38