Ülkemizde basında sansürün kaldırılmasına karar verilen 24 Temmuz 1908 tarihinin anlamını, günümüzde iyi kavramak gerekir. Bugün 103 yıl önce artık tamamen tarihe gömülmüş olması gereken basına sansür biçim değiştirerek basının...

Ülkemizde basında sansürün kaldırılmasına karar verilen 24 Temmuz 1908 tarihinin anlamını, günümüzde iyi kavramak gerekir. Bugün 103 yıl önce artık tamamen tarihe gömülmüş olması gereken basına sansür biçim değiştirerek basının karşısına tekrar çıkmıştır. Basına yapılan oto sansür nedeniyle baskı söz konusudur. Basının özgürce çalışması özgür bir toplum için hayati önemdedir. Siyasi ve mali gücü her zaman aynı insanlar elinde tutamayabilir. Uygulanan kimi zaman açık kimi zaman da kapalı “gizli sansür” nedeniyle gazeteci yazmaktan çekiniyor. Gazetecinin duyduğu bu korku nedeniyle yargılanma endişesi içinde olması ve kaleminin özgürce kullanamaması nedeniyle özgür basın ülkemizde artık bir hayaldir. Türk basını mensupları ve “ileri demokrasi” getireceklerini söyleyenler basını layık olduğu yere taşımak için çaba içinde olmaları gereklidir.
Alanya Gazeteciler Cemiyeti (AGC) Başkanı Mehmet Ali Dim ve yönetim kurulu 24 Temmuz Basın Bayramı nedeniyle Pazar akşamı gazetecilerin, şehri yöneten üst idarecilerin ve bazı oda başkanlarının katıldığı yemekli bir toplantı düzenledi. Dim’in açılış konuşmasında gazetecilerin birlik beraberliğine şu günlerde daha da fazla ihtiyaç duyulduğunu vurgulaması önemli idi. Alanya Kaymakamı Hulusi Doğan ise Alanya basını ile ortaklaşa çalışma içinde olduklarını konuşmasında özellikle belirtti.
ABBAS GÜÇLÜ EĞİTİM KONUSUNDA EN UZMAN GAZETECİDİR
Basın Bayramı nedeniyle basın, medya ve gazetecilere ülkeyi yönetenler tarafından yapılan baskı ve oto sansür uygulamalarını hatırlatmak isterim. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde bazı yazarlar ve yayın organları hakkında sert üslup kullanarak yaptığı açıklamalarla dikkat çekmişti.
Başbakan’ın bu sert üslubunun örnekleri, Milliyet köşe yazarları Abbas Güçlü ve Nuray Mert ile dış basından da “Economist” dergisi oldu.
Abbas Güçlü, eğitim alanında Türk basınının en kıdemli ve en uzman kalemidir. Güçlü, YGS’de ortaya çıkan ve cevabı aranılan soruları ısrarlı bir şekilde işleyerek kamuoyunun gündeminde tutmuştur. Güçlü, bu konuda Başbakan’dan “Mensubu olduğu yayın organının televizyonunda da köşesinde de bu işi takip etti. Maşeri vicdanda mahkûm olacaktır. Gelecekte de bedelini çok ağır ödeyecekler tabii...” tepkisini almıştır.
Başbakan’ın bu tepkisi basın camiasında tehdit olarak algılandı. Başbakan bütün devlet imkânlarını elinde tutan kişi. Gazeteci ise kaleminden başka varlığı olmayan bir basın emekçisi. YGS’deki kopya kuşkuları bizzat ÖSYM Başkanı’nın ifadelerinden ortaya çıktı. Abbas Güçlü eğer yanlış yazıyorsa mağdurlar düzeltme gönderebilir. Dava açabilir. Güçlüler bu ülkede neden hukuku bir kenara itip kişisel hesaplaşma peşinde olurlar?
NURAY MERT ENTELEKTÜEL DONANIMLI BİR GAZETECİ
Başbakan’ın hedefindeki ikinci isim Türk basınının entelektüel donanımı itibarıyla en önemli köşe yazarlarından biri olan Nuray Mert oldu. Erdoğan,12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde Konya’da yaptığı konuşmada “Bir bayan gazeteci, köşe yazıları yazıyor. Son yıllarda kendini kaybetmiş bir şekilde kin kusuyor. Güya biz duble yolları Dersim’de olduğu gibi kolay harekât yapılsın diye inşa ediyormuşuz. Bu mertlik değil, namertliktir” demişti.
Konuyla ilgili açıklamada bulunan Nuray Mert, "Başbakan kendisi gibi düşünmeyen herkesi hedef gösteriyor, bunu sadece bana yapmadı. O nedenle bunu önemsemiyorum. Başbakan, namert görmek istiyorsa her iktidara göre bin bir kılığa giren, şimdi de kendisine yanaşan insanlara baksın. Mert olanla olmayanı ayırt edemiyorsa o da kendi sorunudur. İnsan kime şirin görünür? İktidarda olana. Kimsenin sırtını sıvazlamak ya da şirin görünmek gibi derdim olmadı. Bana söylenebilecek en son laftır, üzerime bile alınmıyorum" diye konuştu.
Bu açıklamalarda kamuoyunca önemsenen ve dikkat edilen kısım Başbakan’ın yalnızca muhataplarını eleştirmekle kalmaması, onları azarlayan, hadlerini bildiren bir üslup içinde konuşmasıdır. Neresinden bakılırsa bakılsın, Başbakan Erdoğan’ın bu tutumu basın özgürlüğü açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Başbakan’ın sıkça “Sonuçlarına katlanırsınız” söylemine başvurması demokrasilerde özellikle “ileri demokrasilerde” görülen bir tarzda değildir.