Rahmete kavuşmanın üzerinden tam 19 yıl boyunca aile içinde senden hiç söz etmedik. Üzüntümüzü hep içimize attık. Annem özlemini hafifletmek için elinden geleni yaptı. İyi günler de gördük, kötü günler de… En kötüsü 1999 Adapazarı-Gölcük...

Rahmete kavuşmanın üzerinden tam 19 yıl boyunca aile içinde senden hiç söz etmedik. Üzüntümüzü hep içimize attık. Annem özlemini hafifletmek için elinden geleni yaptı.
İyi günler de gördük, kötü günler de… En kötüsü 1999 Adapazarı-Gölcük depremiydi. Evimiz istimlak oldu. Annem için apartman dairesine geçmek kolay olmadı. "Gel Alanya’da yaşayalım" dedim, ancak Alanya’ya 1 yıl katlanabildi. "Zor günlerde arkadaşlarımı bırakamam" dedi, bahaneler uydurdu ve geri döndü. Sanırım içinde; ara sıra seni ziyaret edememe korkusu vardı.
Takdir-i ilahi; annemin sana olan özlemini bitirdi. Senin yanında toprağa verdik. "Anne sana ihtiyacımız var, seni seviyoruz, elimizi bırakma" dedik. Dinlemedi, sanki acelesi vardı; hak bildiği yoldan sapmadan hakka ve sana yürüdü.
Sana olan son görevimizi yerine getirdikten birkaç gün sonra; Adapazarı’ndan Alanya’ya gece hareket ettik. Anında sızmışım, oysa otobüste uyuyabilenlere hep şaşırmışımdır. Rüyamda, sevdiğim arkadaşlarla eğlenceli bir masada yemek yiyorduk. Derken, dansöz kıyafeti giymiş ünlü bir erkek işadamı masamızın üstüne çıkıp oynamaya başladı. Ben "Şimdi dansöz gerekti" diye bağırmışım. Eşim beni uyandırdığında bütün otobüs bana bakıyordu.
Ben de Geyve’den sonra, Alanya’ya kadar; seninle geçirdiğimiz günleri hatırlamaya çalıştım. Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan akşamlarda Kuran okurdun ve ben kardeşlerimle arkanda saf tutardık. Keşke bunu gençlik yıllarımızda da yapsaydık…
Radyolu soğuk kış akşamlarında; sobanın etrafında oturur, senin iştahla anlattığın Laz fıkralarını dinlerdik. Annemin sobanın üstüne attığı portakal ve elma kabukları etrafa güzel kokular verirdi. Senin kara bir tavuğun vardı. Bazı akşamlar bu tavuğu içeri alır, küllüğün üstünde severdik. Tavuk aklı diye laf vardır; ama bu tavuk seni işyerine kadar takip eder, dönüş saatinde de seni karşılardı.
Yoldan geçenlere saldıran bela bir horozumuz vardı. Bir gün hanımeliye tırmanıp oturma odasına giren yılanı kolayca haklamıştı. Kapımızda köpek hiç eksik olmazdı. Tanrı misafiri gibi kapıya yamaman artık bizim olurdu. Cins veya güzellik bizim için teferruattı. Ekmeğin kıymetini bilen sadık ve zeki hayvanlardır, sokak köpekleri… Belediye sık sık bu köpekleri zehirlerdi. Annemden kaptığımız sarımsaklı yoğurdu zehirlenmiş köpeğe yedirir ve onları kurtarırdık.
Arkadaşların; kaplumbağa yüzünden devletin arabasını yatırdığını, seni kızdırarak anlatırlardı. Hayvan sevgimiz sanırım, yaşam hakkına duyduğumuz saygıdan kaynaklı. Kadın, insan, hayvan hakları istismara açık olabilir, ama yaşama hakkı istismar edilemez. Böyle düşünmemde itiraf etmeliyim ki; annemden yediğim dayağın da payı var.
Çocukken ablama ve kız kardeşime kötü davrandığımda annem ikaz ederdi, ben de savunma olarak “Ben erkeğim” derdim. Bir gün sabrını taşırmış olmalıyım ki; “Ya demek sen erkesin” deyip süpürgeyle girişmişti. Hak verir kurtarırsın diye yüzüne baktım ama kurtarmadın. Gözlerinde acıyı hissettim ama yüzünde de “Hak etmişti” ifadesi vardı.
Tavlayı; harbi güzel oynardın. Oyununda da, hayatında da vurup kaçma olmadı. Kayınpederin sevgili dedem, en büyük rakibindi. Bol kavgalı, muhabbetli oyunlardı. Ev içinde belki de farkında olmadan, seninle iktidar kavgası yaptığımız için dedemi tuttuğumu söylerdim. Meğer ben hep seni tutarmışım, babacığım.
İşçi olmana karşın, devamlı sermaye partilerine oy verirdin ve ben buna hem şaşar hem de kızardım. Halkının yüzde 90’ı Amerikan emperyalizmine karşı ama hala seçimleri Amerikancı partiler kazanıyor.
Yakın tarih; iyi öğrenildiğinde, sanırım pek de haksız sayılmazsın. Aristokrasiden kurtulamamış, halktan kopuk; Asker, Yargı, CHP ve Cumhuriyet gazetesinin sermaye partilerine dolaylı desteğini şimdilerde anlıyor ve görebiliyorum. Sayelerinde biz bu tür iktidarları hep hak ettik. Bir bedel ödeniyor, en çok da ülke aydınları eziliyor.
Yani demem o ki; seninle çok mutlu yaşamıştık. Bilirsin eşim güzel yemek yapar ama senin elinden yediklerimiz en lezzetlileriymiş. Kahramanmışsın; tek maaşla 5 kişilik bir aileyi geçindirmek, kahramanların işi değil midir?
Azla da mutluymuşuz ve en önemlisi kaç yaşına gelirsek gelelim; hala çocukmuşuz. Artık biz de turnikenin ucuna yaklaşıyoruz ve size olan özlemimiz, anlaşılan hiç bitmeyecek…