Yemen’de Husiler ile Suudi Arabistan’ın desteklediği hükümet yanlısı güçler arasındaki çatışmaların yeniden yoğunlaşması, Washington’ın bölgedeki rolünü de yeniden gündeme taşıdı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Tim Hawkins, ABD’nin gelişmeleri yakından izlediğini ve Suudi Arabistan ile uzun yıllara dayanan askeri iş birliğinin sürdüğünü belirtti. Hawkins’in açıklamasına göre ABD’li askeri danışmanlar Suudi ortaklarla bilgi paylaşımı yapıyor ve askeri planlama konusunda destek sağlıyor. Ancak açıklamada ABD güçlerinin Husilere karşı doğrudan muharip operasyonlara katıldığı belirtilmedi.
ABD DESTEĞİNİN SINIRI NEREDE?
Askeri danışmanlık, istihbarat paylaşımı ve planlama desteği; hedeflere doğrudan saldırı düzenlemekten farklı bir iş birliği modeli olarak değerlendiriliyor. Bu kapsamda tehditlerin izlenmesi, hava ve füze saldırılarına ilişkin erken uyarı bilgilerinin paylaşılması, savunma planlarının hazırlanması ve birlikler arasındaki koordinasyon gibi faaliyetler yürütülebiliyor. CENTCOM da bölge ülkeleriyle hava ve füze savunması alanında bilgi ve tehdit uyarılarının paylaşılmasına yönelik koordinasyon mekanizmalarının bulunduğunu daha önce açıklamıştı.
Associated Press’in son haberlerine göre Riyad, artan Husi saldırıları karşısında bölgesel ve Batılı ortaklarından özellikle hava savunmasına yönelik destek arayışına girdi. Buna karşın ABD’nin mevcut yaklaşımı doğrudan askeri müdahaleden çok istihbarat iş birliği ve bölgesel güvenlik koordinasyonu üzerinde yoğunlaşıyor. Washington’ın Husilere karşı Suudi Arabistan adına doğrudan savaşa girdiğine ilişkin resmi bir açıklama bulunmuyor.
BABÜLMENDEP NEDEN KRİTİK?
Çatışmaların odağındaki Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan stratejik bir geçiş noktası. Yemen kıyılarındaki askeri hareketlilik bu nedenle yalnızca bölgesel güvenliği değil, Avrupa ile Asya arasındaki ticari taşımacılığı ve enerji sevkiyatını da etkileyebilecek nitelikte. ABD Enerji Enformasyon İdaresi, boğazı petrol ve doğal gaz taşımacılığı açısından dünyanın önemli deniz geçiş noktalarından biri olarak tanımlıyor. Daha önce bölgedeki saldırılar nedeniyle çok sayıda ticari geminin Kızıldeniz yerine Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu üzerinden daha uzun ve maliyetli rotalara yöneldiği görülmüştü.
Husilerin son dönemde Yemen’in batı kıyısında ilerleyerek Babülmendep çevresindeki stratejik alanlarda etkinliğini artırması, Suudi Arabistan açısından da yeni bir güvenlik baskısı oluşturdu. Güncel haberlerde Mokha çevresi ve boğazdaki bazı adalar üzerindeki kontrolün değiştiği bildirilirken, bölgedeki askeri durumun hızla değişebilmesi nedeniyle tarafların saha hâkimiyetine ilişkin açıklamalarının bağımsız kaynaklarla doğrulanması önem taşıyor. Birleşmiş Milletler de çatışmaların batı kıyısında yoğunlaştığını ve Babülmendep çevresindeki durumun giderek daha kırılgan hale geldiğini bildirdi.
FÜZE VE İHA SALDIRILARI GERİLİMİ ARTIRIYOR
Çatışmanın diğer boyutunu ise füze ve insansız hava araçları oluşturuyor. Husiler çeşitli Suudi hedeflerine saldırılar gerçekleştirdiklerini öne sürerken Riyad yönetimi de bazı saldırıların engellendiğini açıkladı. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husi hedeflerine yönelik hava operasyonları düzenlediğine ilişkin haberler de bulunuyor. Bununla birlikte savaş ortamında tarafların kayıp, hedef ve saldırı sonuçlarına ilişkin açıklamalarının tamamı bağımsız biçimde doğrulanamadığı için bu tür iddiaların resmi açıklamalar ve bağımsız kaynaklarla karşılaştırılması gerekiyor.
ÇATIŞMANIN EKONOMİK BOYUTU
Babülmendep’te güvenliğin bozulması, yalnızca Yemen ve Suudi Arabistan’ı ilgilendiren askeri bir sorun olarak görülmüyor. Deniz taşımacılığındaki risk yükseldiğinde gemilerin alternatif rotalara yönelmesi seyahat süresini, yakıt tüketimini, navlun ve sigorta maliyetlerini artırabiliyor. Enerji piyasalarında ise petrol tankerlerinin kritik geçiş noktalarından güvenli şekilde geçememesi arz gecikmesi endişesine yol açabiliyor. Bu nedenle Kızıldeniz’deki gelişmeler küresel enerji fiyatları ve tedarik zincirleri açısından da yakından takip ediliyor.
YEMEN’DE İNSANİ KRİZ DERİNLEŞİYOR
Askeri gerilimin ağır sonuçlarından biri de yeni göç hareketleri oldu. Birleşmiş Milletler bünyesindeki Uluslararası Göç Örgütü, batı kıyısındaki çatışmalar nedeniyle son haftalarda on binlerce kişinin yerinden edildiğini ve bazı Yemenlilerin deniz yoluyla Cibuti’ye geçtiğini bildirdi. Yemen zaten yıllardır gıda güvensizliği, yoksulluk, sağlık hizmetlerine erişim sorunları ve kitlesel yerinden edilme gibi çok katmanlı bir insani krizle karşı karşıya bulunuyor. Yeni cephelerin açılması, yardım kuruluşlarının sivillere erişimini daha da zorlaştırma riski taşıyor.
DİPLOMATİK SÜREÇ ÖNEMİNİ KORUYOR
Birleşmiş Milletler, askeri tırmanışın Yemen’deki siyasi çözüm çabalarını daha da zorlaştırabileceği uyarısında bulunurken taraflara gerilimi düşürme, uluslararası insancıl hukuka uyma ve yardım operasyonlarının önünü açık tutma çağrısı yapıyor. Sahadaki askeri dengeler değişse de Yemen krizinin kalıcı biçimde sona ermesinin yalnızca askeri yöntemlerle mümkün olmadığı; siyasi müzakerelerin, bölgesel diplomasi kanallarının ve insani erişimin birlikte sürdürülmesi gerektiği BM açıklamalarında vurgulanıyor. ABD’nin Suudi Arabistan’a sağladığı danışmanlık ve istihbarat desteğinin kapsamı da bu nedenle yakından izlenirken, mevcut bilgiler Washington’ın desteğinin doğrudan savaşa katılımdan ayrı tutulduğunu gösteriyor.




