İnsan birçok özelliği, çelişkiyi, çatışmayı, huzuru, kavgayı, öfkeyi, mutluluğu, acıyı, tatlıyı, zıtlıkları aynı anda benliğinde birleştirebilen özel bir varlıktır. Tabiattaki tüm varları ve yokları az veya sahsında birleştiren...
İnsan birçok özelliği, çelişkiyi, çatışmayı, huzuru, kavgayı, öfkeyi, mutluluğu, acıyı, tatlıyı, zıtlıkları aynı anda benliğinde birleştirebilen özel bir varlıktır. Tabiattaki tüm varları ve yokları az veya sahsında birleştiren derin ve engin bir alemdir.
İnsanları belirli sınıflara ayırıp, tanımlamaya çalışanlar sonunda aciz kalmıştır. Kabaca sınıflamalar yapılabilse de, yaratılmış ve yaratılacak, yüz milyarlarca insanın bir başkasına ait parmak izine sahip olmadığı derin felsefecilerin izah edemediği bir gerçektir.
Dünyadan geçecek tüm insanların göz ışınlarından başka bir örneği olmayacaktır. Herkesin ses frekansı başka insanlardan farklı olacaktır.
Daha bilemediğimiz birçok özellikler şahsa özeldir. Elbette bu kadar mükemmellik, ekmelel-ekmelin olan, her türlü yüceliğin sahibi olan yaratıcımız tarafından inşa edilebilir.
İnsan ve çevresini keşfe çıkan aklıselimlerin bu muhteşem manzara karşısında elbette varacakları yer yaratıcının karşısındaki acizlikleri olacaktır. Elbette, yaratıcı karşısında acizliğini fark edenler, yaratılmışlar karşısında çok güçlü olacaklardır. Yaratılmışlar karşısında güçlü olmak demek, onlara karşı kibir ve güç gösterisinde bulunmak değildir. Onların önemini fark etmekle birlikte, onların geçiciliği ve güçsüzlüğünü fark ederek, onlarla avunmak yerine asıl gücün sahibine yönelmektir. Derviş Yunus’un dediği gibi;
İlim, ilim ilmektir,
İlim kendini bilmektir,
Sen kendini bilmezsen.
Bu nice bilmektir.
Yani hiçlikteki varlığı keşfetmek, hiçlikteki gücü görmektir.
Elindeki sanal olanı (malı, makamı, gücü, güzelliği) bir şey zannederek böbürlenmemektir.
Sana methiye düzenleyenlere kanarak maddi güzelliğinle aptallaşmamak,
seni azizleştirenlere inanarak, insanların kaderine hükmedebileceğin şaşkınlığına düşmemek,
malından tırtıklamak isteyenlerin yalakalığına dönüp bakmamaktır.
Diyojen’in fark ettiği gibi hiçliğin huzurunu yaşamaktır.
Seçim öncesi parti liderlerinin sert üslubu, hatta küfre varan sözlerinin nedeni bu hiçliği fark edememekten kaynaklanmaktadır.
Çünkü onların bu üslubunu satın alan, onları bu üsluba sevk eden önemli bir kalabalık mevcuttur. Anketlerde çıkan, bu üslubu onaylamayan sonuçlar da yalan ve sanaldır.
Büyük İslam alimi İmam-ı Şafi “İnsanlar öfkelenip gadaplanırlar. Öfkelenmemek ancak hımarlara mahsustur. Marifet kızıp öfkelenmemek değil, öfkenin esiri olmamak, öfkeyle hareket etmemektir” demektedir.
Öfke ve heyecan insanın enerjisini temsil eder. Ancak adam olan öfkesini yutabilendir.
Peygamberimiz (S.A.V.) öfkelenince, bu kızgınlığımız geçinceye kadar ayaktaysak oturmamızı, daha da geçmezse yatmamızı tavsiye etmektedir.
Tabii ki, yine Resülullah’ın (S:A.V.) tavsiye ettiği gibi, öfkemizde muhabbetimizde ölçülü olursak, insanlara bakacak yüzümüz olur, büyük hayal kırıklıkları yaşamayız.
Gelin, bir çağrıda bulunalım; bu ülkeye hizmet misyonu olan veya olması gereken siyasi veya toplumsal aktörleri çok överek, azizleştirmeyelim. Yine onları olmadıkları kötü şeylerle suçlayarak zelilleştirmeyelim. Doğrularını destekleyelim, yanlışlarından uzak duralım. Onlar da dosdoğru hizmet etsinler, doğru karar ve fiiller içinde olsunlar.
Biz onları yanlışa sürüklersek toplumsal hizmetlerin düzgün olmadığından yakınamayız.
Unutmayalım, her toplum layık olduklarıyla idare edilirler.