İslam dünyasındaki gerilemenin temel nedeni çağımızda artık ilim alimi yetişmemesidir. İlimi bilimle birlikte yan yana yürüten akıl, kalp ve vicdanı birlikte hareket ettiren velilerin olmayışı, Kur'an'ın öğrenilmesindeki amacın...
İslam dünyasındaki gerilemenin temel nedeni çağımızda artık ilim alimi yetişmemesidir. İlimi bilimle birlikte yan yana yürüten akıl, kalp ve vicdanı birlikte hareket ettiren velilerin olmayışı, Kur'an'ın öğrenilmesindeki amacın Allah rızasından çıkıp, dünyalık kazanma arzusu olması, iktidar, güç, şöhret ve büyüklenme vasıtası haline gelmesi Müslümanları bugünkü duruma getirmiştir.
Geçmişte kalan alimlerin hayatı incelendiğinde bunların hiçbirini görmenin mümkün olmadığı bilinmelidir. Tam aksine onların dünyayı terk edip, Allah (CC) yolundan sapmamak için nefslerine zulmettikleri görülecektir. Bunlarla ilgili yüzlerce örnek vardır ama biz burada Evliya Veysel Karani'den bir kıssayı tercih edeceğiz.
"Karenliler Küfe şehrinden döndükleri zaman Veysel Karani kavmi arasında saygı görmeye başlar. Ama o bunu istemez. Bu nedenle kaçıp Küfe şehrine döner. Bir daha onu Herem Bin Heyyan dışında kimse görmez. Herem diyor ki; "Veysel'in şefaat da hangi dereceye ulaştığını işitince onu görme arzusu bana galebe çaldı. Küfe'ye giderek onu aramaya koyuldum. Tesadüfen Fırat sahilinde abdest alıp elbise yıkarken buldum onu, tanıdım. Tıpkı işittiğim sıfatlara sahip biriydi. Selam verdim, selamımı aldı ve bana baktı. El sıkışmak istedim ama elini vermedi. 'Ya Veysel, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, Allah seni bağışlasın, nasılsın?' dedim. Halinin zayıf olması ve ona olan muhabbet ve merhametim nedeniyle beni bir ağlama tuttu. O da ağladı ve 'Ey Heyyan'ın oğlu Herem! Allah ömürler versin, nasılsın, seni bana kim kılavuzladı?' dedi. 'Benim ve babamın ismini nereden bildin, beni hiç görmediğin halde nasıl tanıdın?' dedim. 'Hiçbir şey ilminin dışında kalmayan ve her şeyden haberdar olan bildirdi ve ruhum ruhunu tanıdı, zira müminlerin ruhu birbirine aşinadır' dedi. 'Bana Resulullah'dan (SAV) bir hadis rivayet et' dedim. 'Ben onunla görüşemedim ama hadislerini başkalarından dinledim. Ancak, muhaddis, müftü ve vaiz olmak istemem. Zira benim işim nefsimledir' dedi. 'Öyleyse bana öğüt ver' dedim. 'Yattığında ölümü yastığının altına koy. Kalktığında göz önüne getir. Günahın küçüklüğüne bakma, kendisine karşı günahı işlediğin zatın büyüklüğüne bak. Eğer günahı küçük görürsen Allah'ı küçük görmüş olursun' dedi." (Feridüddin Attar/Evliya Tezkireleri)
İşte bu anlayışa sahip, yani nefsini, egosunu ve büyüklük kompleksini yenmiş, alim, din adamı ve devlet idarecileri yetiştirmeye başlarsak, dünya bir daha İslam ile terörü ve cahilliği yanyana anmayacaktır.