Yıl 2013, aylardan Temmuz ve ben 35 yıllık memurluktan sonra emekli oldum. Yıl 2014, aylardan Mart ve bir ulusal gazetede adım yayımlanıyor. Emniyet tarafından usulsüz dinlenenlerin listesindeyim. Gazetedeki haber başlığında
Yıl 2013, aylardan Temmuz ve ben 35 yıllık memurluktan sonra emekli oldum.
Yıl 2014, aylardan Mart ve bir ulusal gazetede adım yayımlanıyor.
Emniyet tarafından usulsüz dinlenenlerin listesindeyim.
Gazetedeki haber başlığında "Paralel mağdurları" yazıyor.
Yıl 2015 ve henüz yılın ilk ayları, Antalya'dan aranıyorum.
Arayanlar Emniyet Müdürlüğü Organize Şube yetkilileri.
Önemli bir konuda ifademe başvuracaklarını söylüyorlar.
Konuyu soruyorum ancak gidersem öğreneceğimi söylüyorlar.
Onca yıl aldığım devlet terbiyesi "Çağrıya yanıt ver" diyor.
Ne yalan söyleyeyim, konuyu merak da ediyorum.
Kalkıp ta Antalya'ya gidiyorum.
Görevli arkadaşlar sağ olsunlar, önce çayımı söylediler.
Sonra da kısa bir sohbet ettik.
Sabırsızlıkla konuyu söylemelerini bekledim.
Nihayet iki görevliden biraz daha yaşlı olanı konuya girdi.
"2013 yılında dinlendiğinizden haberiniz var mıydı?" diye sordu.
Konu anlaşılmıştı, merakım gitti.
"Bir ulusal gazetede adım yayımlanmıştı" dedim.
"Bu konuda ne düşünüyorsunuz?" diye sordu.
"Ben devletin milyonlarının toplanmasına karar veren kişiydim" dedim.
"Devlet şikayet yoluyla ya da herhangi bir tespitle dinlemiş olabilir."
"Tüm kamu yöneticilerinin de dinlenmesinde bir mahsur yoktur."
"Zaten bu dinleme kararının verilebilmesi için öncelikle soruşturma yapılmıştır."
"Üst makamlar yargılanma kararı vermişse takdir onlarındır."
"Üstlerimin takdirine ne diyebilirim?" dedim.
Bana mahkeme kararını gösterdiler.
İzmir Özel Yetkili Mahkeme'nin kararıydı bu.
Bir sayfaya yakındı.
Okudum. Okudukça üzüldüm, öfkelendim ve yine üzüldüm.
İsyan edip haykırasım geldi ama kendimi tuttum.
Dinleme kararını hemen alıp, ön soruşturmadan kaçmak için, kanunu hiçe sayıp, haklarımı elimden almak için, 35 yıllık mesleğim olan devlet memurluğunu yok etmişlerdi.
OTO GALERİCİ olmuştum.
Dinlenme gerekçem daha da üzücü, hatta kahrediciydi.
UYUŞTURUCU çarkının içinde olduğum yaftası asmışlardı boynuma.
Adamlar kanun nizam takmıyorlardı, din, iman hak getire.
Devlet korkuları yoktu, Allah (CC) korkuları ise hiç yoktu.
"Bir yanlışlık mı var?" diye kararın kimlik bölümüne baktım.
Vatandaşlık numarası, adres ve telefon numarası benimdi.
10 yıldır da Alanya Vergi Dairesi'nde müdürlük yapıyordum.
Bu bilgileri önünüzdeki bilgisayara yazsanız her şeyi görürsünüz.
"Nasıl uydurdunuz oto galericiliğini ve uyuşturucu ticaretini bre kanun ve ahlak tanımaz adamlar!" dedim içimden.
Madem öyle, bir kez neden karakola çağırmadınız?
Neden ifademe başvurmadınız?
Üstelik 1,5 aylık izin alıp, aylarca dinlemişler.
Ben bunun nedenini tahmin edebiliyorum aslında.
Fakat kesin böyledir diyemem.
Kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum.
Bu nedenle susmaya karar verdim.
Fakat 35 yıllık meslek hayatıma ve kişiliğime hakaret edilmesini,
Uydurulan suçlarla aşağılanmayı kabul edemem.
Bu nedenle usulsüz dinleyenlerden şikayetçi oldum.
İfademi alırken görevli bana şöyle bir soru sordu:
"Sizi dinleyenler bir cemaat mensubu olabilir mi?"
"Bunu siz bileceksiniz, ben değil" dedim.
Bilmediğim bir konuda kimseyi veya cemaati suçlayamam.
Onlarda Allah korkusu yok derken aynısını bende mi yapayım?
"Basının paralel yapı olarak adlandırıldıkları olabilir mi?" dediler.
"Paralel, üçgen, dörtgen beni alakadar etmez,
benim muhatabım İçişleri Bakanlığı" dedim.
Söylenerek oradan ayrılıp, Alanya'ya geri döndüm.
Bunları şimdi neden yazdım?
Kurban Bayramı'ndan önce Alanya Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesi'nden çağrıldım.
İki yıl sonra ifademi aldılar, 5-6 yıl sonra umarım yargılama biter.
Yarım yamalak da olsa adalet çalışıyor gibi...
Neyse, sonunda genç bir hakime bu konuda tekrar ifade verdim.
Şikayetçi olduğumu tekrarladım.
Kişilik onuruma arsızca saldırmalarından, 35 yıllık meslek hayatıma haksızlık yaptıklarından, insafsızca iftira attıklarından ve de insan olmadıklarından dolayı şikayetim var.
Hem Allah'a, hem de adalete.