MİNİK Öykü'nün dramını dünkü

MİNİK

Öykü'nün dramını dünkü "Sayın Çavuşoğlu'na açık mektup" başlıklı köşe yazımda sizlerle paylaşmıştım.

1,5 yaşındayken... Kırsaldaki Elikesik Mahallesi'nde, seraların içinde, tek katlı müstakil bir evde, bir kızları ve iki oğulları ile kıt kanaat yaşayan Zahide ve Ramazan Yavuz çiftine öz annesi tarafından terk edilen minik Öykü şimdi 8 yaşında.

4 yaşına gelene kadar Yavuz çifti Öykü'ye "kaçak" yollarla bakıyor, aile hekiminin uyarısı üzerine Devlet'e başvurup "koruyucu aile" oluyorlar.

Minik Öykü, aile ortamında, sevgiyle, anne baba şefkatiyle büyüyor, büyütülüyor.

Ancak geçen ay, minik Öykü'yü rutin olarak ziyaret edip kontrollerini yapan Devlet, ayrı odasının olmaması, ayrı gardırobunun bulunmaması, "ağabey" bildiği iki erkek çocukla çoğu kez aynı odada kalması, okula servis yerine ormanlık alandan, seraların içinden geçip yürüyerek gidip gelmesi gibi sorunların giderilmesi konusunda aileyi uyarıyor.

Fakat defalarca kez yapılan uyarılara rağmen aile bu koşulları minik Öykü'ye sağlayamayınca, Devlet, iki hafta önce Öykü'yü aileden alıp Antalya'daki bir "Sevgi" evine yerleştiriyor.



Öncelikle şu gerçeğin altını çizmekte yarar var.

Beş parmağın beşi bir değil.

Bazen "Devlet" himayesinde olsa bile sepetten çürük elmalar da çıkabiliyor.

Ancak Devlet'in "Sevgi" evleri artık, zaman zaman haberlere olumsuz yönde konu olan ve kamuoyunda negatif algısı bulunan bazı Çocuk Esirgeme Kurumu evleri mantığı ile çalışmıyor.

Bizzat gidip gördüm, inceledim, yerinde tespit yaptım, burada kalan çocuklarla sohbet ettim, onlarla yemek yedim, hangi şartlarda yaşadıklarına birebir tanık oldum.

Devlet, yerini adresini resmi görevliler haricinde hiç kimsenin bilmediği bu hayli lüks donanımlı evlerin kirasını ödüyor, günde 3 vardiya 8'er saat mesaiyle çalışan birer koruyucu abla veya anne görevlendiriyor, uzman psikologlar her gün bu evleri ziyaret edip çocukların durumunu, sosyal gelişimini kontrol ediyor, hazırladıkları raporları aile mahkemelerine ve ilgili bakanlık şubelerine gönderiyor.

Birincisi, çocuklar bu evlerde mutlu mesut yaşıyor.

İkincisi, kaldıkları evlerde her türlü konfor mevcut. Her odada klima, salonda telefon ve televizyon, mutfak ve banyoda beyaz eşyanın her türlüsü var.

Devlet Baba çocuklarına iyi bakıyor.

Haftalık pazar alışverişleri yapılıyor, mevsimine göre tüm meyve ve sebzeler çocuklara veriliyor, okula gidene cep harçlığı temin ediliyor, okulda veya sivilde giyecekleri her türlü kıyafet satın alınıyor.

Ayrı ayrı evlerde kalan ve belli bir yaşın üzerinde olan kız ve erkek çocukların belirli saatlerde, psikolog abla veya abilere ya da "sosyal hizmetler" görevlilerine bilgi vermeleri şartıyla, akşam olmadan eve dönmeleri koşuluyla dışarı çıkmalarına izin veriliyor, akşam ise uyuyana dek bilgisayar desteğiyle derslerine çalışma olanakları sunuluyor.

"Bu tür evlerde çocuklarla ilgilenilmiyor", "çocuklar çoğu zaman şiddet görüyor" gibi negatif algılar artık çok gerilerde kalmış durumda.

Kısacası, minik Öykü'nün de Devlet tarafından yerleştirildiği Sevgi evlerinde ilgi, şefkat, bakım konusunda hiçbir sorun yok.

On gün önce "Sevgi" evine konulan minik Öykü'nün öyküsündeki tek sorun, 6,5 yıldır anne baba şefkatiyle büyümüş, henüz 8 yaşında olan bir kız çocuğunun kendi inisiyatifi dışında, tamamen maddi sorunlardan dolayı, aniden, apar topar, "ailesi" bildiği Zahide ve Ramazan Yavuz çiftinden alınması, dolayısıyla 8 yaşındaki zihninde oluşan travmaların ileride yaratacağı problemler.

Olan bitenin henüz farkında olamayacak yaştaki minik Öykü şimdi tatile çıktığını, bir gün yeniden Elikesik'teki anne ve babasına kavuşacağını sanıyor.

Peki ama nereye kadar?

Bir yeri ağrıdığında naz yapabileceği annesi bildiği Zahide'yi özlediği zaman, başını okşayan babası bildiği Ramazan'a ihtiyaç duyduğu zaman ne olacak?

Öykü'nün şimdilik avunduğu "tatil" bir gün Öykü için bitmeyecek mi?

Uzun lafın kısası...

Yukarıda ifade ettiğim gibi, kendisine emanet edilen her çocuğa ayrı özen gösteren Devlet Baba'nın şefkatinden elbette eminiz.

Ama ya "tercih hakkı nedir bilmeyen" minik Öykü kendisine "ayrı bir oda, yepyeni bir gardırop verebilecek maddi güce sahip" başka bir aileye verilirse!

Ya minik Öykü kendisini "en özel ve en pahalı okullara gönderebilecek maddi olanakları bulunan" yeni bir koruyucu ailenin yanına yerleştirilirse!

O zaman ne olacak?

Elbette Devlet'in görevi, minik Öykü gibi yetim ve öksüzleri en iyi şekilde yetiştirip vatana millete yararlı bireyler haline getirmek.

Ama ya "şu an tatilde olduğu için ailesinden ayrı olduğunu düşünen" minik Öykü'nün "tatil bitince" ve "başka bir aileye verilince" yaşayacağı travmaların faturasını kim ödeyecek!

Bu arada...

Alanya'nın gururu olan Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, dün sabah mektubumu okuduğunu, konuyla bizzat ilgileneceğini söyledi.

Onca yoğunluğun arasında bu konuyla yakından ilgilenen Mevlüt abiden Allah razı olsun.
İşte gerçek Devlet Adamı.

Bakan Çavuşoğlu'nun, konuyu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'ya ilettiğini, Bakan Kaya'nın ise Antalya İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü'nden ayrıntılı rapor istediğini öğrendim.

Şimdi gözler, Bakan Çavuşoğlu'nun devreye girmesiyle rapor hazırlayan Antalya Sosyal Hizmetler Müdürlüğü'nün vereceği karara çevrildi.

Minik Öykü ya ailesi bildiği Yavuz ailesinden ebediyen kopup 18 yaşına kadar devletin "Sevgi" evlerinde büyüyecek, ya şartları iyileştirmesi kaydıyla Yavuz Ailesi'ne geri verilecek, ya da O'na yeni bir aile bulunacak.