EKRANLARIN karşısına geçip yalan yanlış bilgilerle gündem saptırmak, yanlışları gizlemek için, felaketleri örtbas etmek için, dahası içine düştüğümüz utanç dahi denilemeyecek derecelere varan bir takım algı operasyonları yapılıyor....
EKRANLARIN
karşısına geçip yalan yanlış bilgilerle gündem saptırmak, yanlışları gizlemek için, felaketleri örtbas etmek için, dahası içine düştüğümüz utanç dahi denilemeyecek derecelere varan bir takım algı operasyonları yapılıyor. Bunlardan bir tanesi de Osmanlı ve Osmanlıca istismarcılığıdır. Size anlatacaklarımı okuyunca her okuyan vicdan sahibi bana yerden göğe hak verecektir. Elimde Orta Okul 7. sınıflarında okutulan, Erol Ünal Karabıyık tarafından yazılmış kitabın girişinde de "Talim ve Terbiye Kurulu'nun 20.12.2009 tarih ve 310 sayılı kararıyla 2010-2011 öğretim yılından itibaren 5 (beş) yıl süreyle ders kitabı olarak kabul edilmiştir" yazmakta. Şimdi sıkı durun ders kitabının 57. sayfasında İstanbul’un fethiyle ilgili sadece 5 cümlecik yer almakta. Aynen şöyle diyor: "Fetih, sadece bir şehrin değil, zamanın fethiydi. Devir artık Türk-İslam devri olacak, Roma ve Bizans kalıntıları üzerinde Türk-İslam medeniyeti yükselecekti. Doğu’nun ve Batı’nın en büyük limanı olan İstanbul, medeniyetler arasındaki ilk ayrılık ve birleşme yeri olmayı sürdürecekti. Bütün fetihler bir yana İstanbul’un fethi çok önemli idi. İstanbul’un önemli kara ve deniz ticaret yollarının üzerinde olması, ayrıca Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli toprakları arasında bulunması İstanbul’un alınmasını zorunlu kılıyordu. 29 Mayıs 1453’te Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethedilmesi siyasi ve ekonomik açıdan önemli sonuçlar doğurmuştur."
İstanbul’un fethiyle ilgili verilen bilgiler bu kadar. Yalnız haksızlık etmeyelim (!) lütfedip aynı sayfaya “Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethini kolaylaştırmak amacıyla yaptırılan Rumeli Hisarı” yazısının yer aldığı küçük bir de resim konulmuş. Mübarek bu hisarın ne amaçla yapıldığı, sonra hisar kavramının ne anlam taşıdığı ve Rumeli Hisarı’nın asıl adının ise Boğazkesen Hisarı olduğu bilgisi maalesef verilmemiş. Yani neresinden bakarsanız bakın, tarih kitapları, sosyal bilgiler kitapları, bu tür garipliklerle dolu. Oysa bizler öğrenciyken gayet iyi hatırlıyorum, bu tür tarihi ve önemli olaylar enine boyuna ele alınırdı. Şimdilerde ise maalesef. Zaten bu konularda öğretmenlerimiz de çok dertliler. Bu arada Halil İnalcık ve Günsel Renda’nın birlikte yazdığı Osmanlı Uygarlığı adlı kitaptan "Osmanlılarda Deniz ve Ekonomi" başlıklı yazıda da İstanbul’un Fethi ile ilgili kısacık 2 cümlecik geçmektedir. Konu ile ilgili öğrenci çalışma kitabında "FETİH VE FATİH" adlı etkinliğe yer verilmiş.
Önce kitapta verilen bir yanlış bilgiyi düzelterek konuya başlayalım. Bir kere, İstanbul’u fetheden II. Mehmet, İstanbul’un fethinden sonra “Fatih” unvanını aldı. Ben hiç kullanmam ama beyler maalesef çok yanlış bir ifade olarak öteden beri kullanılıyor. O coğrafyanın adı "Rumeli" değil orasının asıl adı Paşaeli'dir, Paşaeli.
Osmanlı ve Osmanlıca istismarcılığı (2) Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimizin İstanbul’un (İslambol) fethiyle ilgili hadisi şerif dahi söylediği, çağ açıp, çağ kapayan, Türk-İslam ve Dünya Tarihi açısından bir dönüm noktası olan İstanbul’un fethini Müslüman çocuklara nasıl birkaç cümle ile geçiştirebilirsiniz? Bu fethin sebepleri nelerdir? Sonuçları nelerdir? Kol kola girmek için can attığınız ama giremeyeceğinizi de bildiğiniz halde bakanlıkta ihdas edip ama safları kandırmak için naralar da attığınız Hıristiyan Avrupa’ya etkileri neler olmuştur? Niçin yazıp anlatılmıyor? Korkmayın beyim korkmayın. Bu konu eski tarih kitaplarında enine boyuna anlatılırdı. Şimdilerde ise maalesef diğerleri gibi geçiştiriliyor. “Osmanlıca öğreteceğiz” demek çok kolay ve güzel. Zira gündem saptırarak yolsuzlukların konuşulmasını önlemek ve siyasi rant var. Elbette Osmanlıca öğretilsin, zararı olmaz ama bunu nasıl yapacaksınız, en az 100 bin öğretmen gerekli. Ayrıca Osmanlıca denilen dil Arapça ve Farsça karışımı olup Osmanlı Sarayında konuşulan bir dil idi. Bugün dünyada “Ölü diller” arasındadır. Bunun gerçekten iyi niyet taşıyarak söylenmiş bir söz olduğuna inanmıyorum. Eğer samimilerse AKP milletvekillerinden onca İlahiyat ve Tarih bölümü mezunlarından kaç tanesi Osmanlıca biliyor? Gerçi onlar her şeyi biliyorlar, bilmedikleri hiçbir şey yok (!) maşallah, maşallah. Tabi en başta “Baş Başbakan.” Ama ben yine de sorayım. Beyler TBMM’de Osmanlıca bilen tek Milletvekili MHP’nin Kayseri Milletvekili Prof. Dr. Yusuf Hallaçoğlu’dur. Demogoji yapmak çok kolay. Önce lütfen şu ders kitaplarına bir bakınız. Bir başka çok bilmiş (!) bir bayan çıktı “Altı yüz yıllık imparatorluk” diyerek yanlış bilgilerle Cumhuriyete dil uzatma densizliğine kalkıştı. Önce öğren de gel. Yüce Osmanlı altı yüz yıllık bir imparatorluk değildir. İmparatorluk unvanını 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’u fethedince aldı. Böyle ahkam kesenlere en basitinden 5 tane Osmanlı Tarihi ile ilgili soru sorulsa doğru cevap verebilirler mi acaba? Çok merak ediyorum. Bu lale sattığı da söylenilen eczacı hanımefendi neyin peşindedir acaba? Helalinden lale satabilir bence bir mahsuru yok ama iftira ve yalan söyleyemez, buna müsaade etmeyiz. Lütfen herkes haddini bilsin. Çok şey borçlu olduğumuz Cumhuriyete ve kurucu kahramanlara saygılı olalım. Nankörlük etmeyelim. Siz o sözleri dahi Cumhuriyet ve Atatürk sayesinde söylüyorsunuz. 2011 seçimlerinde “Vekil” kılığındaki “Kravatlı PKK’lı”, tekrar bölücü yollardan aday olabilmek için, yağmurlu bir havada dikkat çekmek için şemsiyesi ile işlek yolda oturup, bazı soytarılıklar yaparak polislere de taş atmıştı. Böylece de dikkat çekerek nemalanıp istismar ettiği rehin alınan zavallı halkın oyları ile tekrar “vekil” seçilmişti. Acaba diyorum, o kadın da seçimler yaklaştıkça tekrar seçilmek ve daha fazla lale satabilmek için mi bu sorumsuzluklara kalkıştı? Eğer öyle ise çok ayıptır, hem de çok ayıp diyorum. Değmez ama parti yönetiminin de ne yaptığını merak ediyorum. Eğer bir şey yapılsa idi şimdiye duyardık ama demek ki hiçbir işlem yapılmamış. Neyse, biz yine gerekenleri söyleyelim. Arkadaşlar her ne kadar bazıları Türk kelimesini ağzına almaya çekinse de binlerce yıllık geçmişi olan bir Türk Tarihi vardır. Bazı gafiller bilmese de ya da bilmek işlerine gelmiyorsa da Hun, Göktürk, Karahanlı, Selçuklu vs. bizimdir. Osmanlı bizim, Atatürk de bizim, Cumhuriyet de bizim. Sanki bazı gafillere göre Osmanlı’yı sevmek Cumhuriyeti sevmemek, Cumhuriyeti ve Milli Kahramanları sevmek de sanki Osmanlı’yı sevmemek gibi bir yanlışın içine düşmüşler. Hayır, hayır, hepsi de bizim. Bunlar maksatlı ve kasıtlı olarak cahilce söylenmiş sözlerdir. Onlar önce eğilsinler de ayakkabılarının bağlarını bir bağlasınlar. Densizliğin ve nankörlüğün bir alemi yoktur diyorum o zavallılara.