Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Yunanistan basınına yaptığı açıklamalar, Türkiye ile Yunanistan arasında uzun yıllardır tartışılan Ege Denizi'ndeki karasuları meselesini yeniden gündeme taşıdı. Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) 8 Haziran 1995 tarihinde kabul ettiği bildirinin önemini koruduğunu belirterek, söz konusu metnin Türkiye'nin Ege'deki hayati çıkarlarını güvence altına alma iradesini yansıttığını söyledi.

Cumhuriyet gazetesinden Taylan Gülkanat'a konuşan Öymen, 1995 tarihli bildirinin yalnızca siyasi bir açıklama olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. Öymen'e göre Meclisin ortaya koyduğu tutum, 1923 Lozan Barış Antlaşması'yla kurulan dengenin korunmasına dayanıyor.

HAKAN FİDAN 1995 TARİHLİ BİLDİRİ İÇİN NE SÖYLEDİ?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Yunanistan basınına verdiği değerlendirmede, kamuoyunda 'casus belli' olarak bilinen 1995 tarihli metnin hukuki niteliğine öne çıktı. Fidan, söz konusu düzenlemenin bir kanun olmadığını, TBMM tarafından kabul edilen bir bildiri niteliği taşıdığını belirtti.

Fidan'ın açıklamasına göre bildiri, Yunanistan'ın Türkiye ile arasındaki anlaşmazlıkları çözmeden Ege Denizi'ndeki karasularını 12 deniz miline genişletmesi ihtimaline karşı hazırlanmıştı. Metin, böyle bir durumda Türk hükümetinin gerekli önlemleri almasına ilişkin Meclisin tutumunu ortaya koyuyordu.

Tasfiye edilecek fonlarda 1 milyon liraya kadar ara ödeme
Tasfiye edilecek fonlarda 1 milyon liraya kadar ara ödeme
İçeriği Görüntüle

Bakan Fidan ayrıca bildirinin, Yunanistan'ın Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni kabul ettiği dönemde gündeme geldiğini hatırlattı. Fidan, metnin doğrudan savaş ilanı şeklinde yorumlanmasına karşı çıkarak Türkiye'nin yaklaşımının Yunanistan tarafından farklı değerlendirildiğini ifade etti.

TBMM'NİN 8 HAZİRAN 1995 TARİHLİ BİLDİRİSİNDE NE YAZIYOR?

Konunun geçmişine ilişkin TBMM'nin resmî tutanakları, tartışmanın dayandığı metni ortaya koyuyor. Meclisin 8 Haziran 1995 tarihli 121. birleşiminde, siyasi parti temsilcilerinin ortaklaşa hazırladığı bildiri oybirliğiyle benimsendi.

TBMM'nin 13 Haziran 1995 tarihli 122. birleşim tutanaklarında da yer alan metinde, Ege Denizi'ndeki dengenin 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması'yla kurulduğu vurgulanıyor. Yunanistan'ın karasularını 6 deniz milinin üzerine çıkarmasının bu dengeyi değiştireceği belirtiliyor.

Resmî tutanaklara göre Meclis, böyle bir gelişme yaşanması durumunda Türkiye'nin hayati çıkarlarının korunması amacıyla hükümete askerî tedbirler dahil gerekli bütün yetkilerin verilmesini benimsedi. Bildirinin Yunanistan'a ve uluslararası kamuoyuna duyurulması da kararlaştırıldı.

Bu tarihsel kayıt, güncel tartışmada önemli bir ayrımı ortaya çıkarıyor. 1995 yılında kabul edilen metin, ayrı bir kanun olarak çıkarılmadı. Bununla birlikte bildiride, Türkiye'nin Ege'deki çıkarlarını korumak için gerektiğinde askerî önlemlere başvurulabileceği açık biçimde ifade edildi.

1995 YILINDA EGE'DEKİ DENİZ ALANLARI NASIL HESAPLANDI?

TBMM'nin 1995 tarihli bildirisinde yalnızca siyasi değerlendirmeler değil, Ege Denizi'nin paylaşımına ilişkin sayısal veriler de bulunuyor. Meclis tutanaklarında yer alan dönemin hesaplamalarına göre, karasularının 3 deniz mili olduğu başlangıç durumunda Ege'nin yaklaşık yüzde 70'i açık deniz alanlarından oluşuyordu.

Aynı bildiride, Yunanistan'ın 1936 yılında karasularını 6 deniz miline genişletmesinin ardından Ege'nin yüzde 43,68'inin Yunan egemenliğine girdiği belirtiliyor. Türkiye'nin 1964 yılında Ege'deki karasularını 6 mile çıkarmasıyla Türk karasularının denizde yaklaşık yüzde 7'lik alanı kapsadığı ifade ediliyor.

Meclisin 1995 yılında esas aldığı hesaplamaya göre Yunanistan'ın karasularını 12 deniz miline çıkarması halinde bu ülkenin egemenliğindeki deniz alanı Ege'nin yaklaşık yüzde 72'sine ulaşacaktı. Bu oranlar güncel bir ölçüm değil, TBMM'nin 1995 tarihli bildirisinde yer alan değerlendirmelerdir.

Türkiye'nin karasularının genişliği bakımından da denizler arasında farklı uygulamalar bulunuyor. 2674 sayılı Karasuları Kanunu çerçevesinde Ege'de 6 deniz mili uygulaması sürerken Karadeniz ve Akdeniz'de 12 deniz mili esas alınıyor.

ONUR ÖYMEN: MECLİSİN KARARI HAFİFE ALINAMAZ

Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Cumhuriyet'e yaptığı açıklamada, 1995 tarihli bildirinin Türkiye'nin Ege politikasındaki kararlılığını gösteren önemli belgelerden biri olduğunu söyledi.

Öymen, bildirinin askerî önlemleri de kapsayan bir yaklaşım ortaya koyduğunu hatırlatarak Türkiye'nin o dönemdeki tutumunun uluslararası alanda ciddiye alındığını savundu.

Meclisin benimsediği metnin etkisiz veya önemsiz gösterilmesine karşı çıkan Öymen, bunun Türkiye'nin uzun yıllardır sürdürdüğü Ege politikasının yanlış değerlendirilmesine yol açabileceğini ifade etti.

Öymen'in değerlendirmesinde öne çıkan nokta, bildirinin hukuki biçiminden bağımsız olarak taşıdığı siyasi ağırlık oldu. Eski büyükelçi, Türkiye'nin karasuları konusundaki yaklaşımının Lozan'la bağlantılı tarihsel dengeler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

TÜRKİYE-YUNANİSTAN İLİŞKİLERİNDEKİ YUMUŞAMAYA TEMKİNLİ YAKLAŞTI

Onur Öymen, iki ülke arasındaki ilişkilerin son dönemde daha olumlu bir seyir izlediği yönündeki değerlendirmelere de ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Ege'de Türk ve Yunan savaş uçakları arasında geçmişte yaşanan tehlikeli yakınlaşmaların artık görülmediğine ilişkin açıklamasını değerlendiren Öymen, askerî hareketlilikteki azalmanın bütün anlaşmazlıkların çözüldüğü anlamına gelmeyeceğini savundu.

Öymen, Yunanistan'ın deniz ve hava sahasına ilişkin uygulamalarını eleştirerek iki ülkenin bazı alanlarda farklı sınır anlayışlarına sahip olduğuna öne çıktı. Eski büyükelçi, Yunanistan'ın hava sahasına ilişkin yaklaşımının Türkiye açısından sorun oluşturmaya devam ettiğini belirtti.

EGE'DEKİ 6 MİL VE 10 MİL ANLAŞMAZLIĞI NEDEN ÖNEMLİ?

Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıklardan biri de karasuları ile ulusal hava sahasının genişliğine ilişkin farklı yaklaşımlardan kaynaklanıyor. Yunanistan, Ege'de karasularını 6 deniz mili olarak uygularken ulusal hava sahasını 10 deniz mili olarak kabul ediyor.

Türkiye ise karasularının ötesindeki bu ilave hava sahası iddiasını tanımıyor. Bu nedenle iki ülke, belirli askerî uçuşları ve hava sahası ihlali iddialarını farklı hukuki değerlendirmelere tabi tutuyor.

Öymen'in açıklamalarında işaret ettiği sorun da bu farklılığa dayanıyor. Eski büyükelçi, denizdeki yetki alanlarıyla hava sahasına ilişkin uygulamalar arasındaki ayrımın Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki temel anlaşmazlıklardan biri olmayı sürdürdüğünü savundu.

1995 BİLDİRİSİ NEDEN YENİDEN GÜNDEME GELDİ?

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi'ndeki karasularının genişliği, kıta sahanlığı ve hava sahası gibi konular uzun yıllardır diplomatik görüşmelerin gündeminde bulunuyor.

1995 tarihli bildirinin yeniden tartışılması, tarafların karasularının genişletilmesine ilişkin farklı yaklaşımlarının devam ettiğini gösteriyor. Fidan'ın açıklamaları bildirinin hukuki niteliğine odaklanırken Öymen'in değerlendirmeleri metnin tarihsel ve siyasi önemini öne çıkarıyor.

TBMM'nin 8 Haziran 1995 tarihli bildirisi ile 13 Haziran 1995 tarihli resmî tutanakları, tartışmanın birincil belgelerini oluşturuyor. Belgelerde Lozan'la kurulan dengeye yapılan vurgu ve Türkiye'nin Ege'deki hayati çıkarlarına ilişkin ifadeler, güncel açıklamaların değerlendirilmesinde temel referans niteliği taşıyor.

Kaynak: Haber Merkezi