ALANYA Müftülüğü bünyesinde Din Hizmetleri Uzmanı ve Manevi Danışman olarak görev yapan, aynı zamanda Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Alanya Kadın Kolları Sorumlusu ve yazar Medine Karacabay'ın yeni kitabı "Kadın Kime Göre? Algılar, Hakikat ve Sen" okuyucuyla buluştu. Akademik birikimi ile sahada edindiği tecrübeleri harmanlayan Karacabay, eserinde kadının toplumdaki yeri, kimliği ve ilahi ölçüdeki değeri üzerine farklı bir bakış açısı sunuyor. Karacabay, kitabının çıkış hikâyesini, vermek istediği mesajı ve kadın üzerine oluşturulan algılar ile ilahi hakikat arasındaki farkı Yeni Alanya'ya anlattı.
- Sizi tanıyabilir miyiz?
Alanya Müftülüğü’nde Din Hizmetleri Uzmanı ve Manevi Danışman olarak görev yapıyorum. Bunun yanında yazarlıkla da ilgileniyorum. Akademik olarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. Yüksek lisansımı Yozgat Bozok Üniversitesi’nde “İlahi vahyin kadına yüklediği misyon ile ülkemizdeki Müslüman kadın algısının mukayesesi” üzerine tamamladım. Bu çalışma, aslında bugün yazdığım metinlerin ve kitabımın da düşünsel zeminini oluşturuyor. Ayrıca Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Kolları ve KADEM İl Yürütme Kurulu’nda görev alıyorum. Bu alanlar bana hem sahayı hem de insan hikâyelerini daha yakından görme imkânı sunuyor.
- Yazarlık süreciniz nasıl başladı?
Aslında yazarlık benim için tek bir kararla başlayan bir süreç olmadı. Zaman içinde biriken sorular, akademik süreçte yaptığım çalışmalar, sahada karşılaştığım insan hikâyeleri, özellikle kadın ve kimlik meselesi üzerine zihnimde daha derin bir sorgulama alanı oluşturdu. Bir noktadan sonra bu sorular sadece düşüncede kalmadı; yazıya dönüşme ihtiyacı hissettirdi.
‘KADIN BİR TARTIŞMA KONUSU DEĞİL, HAYATIN ÖZNESİDİR’
- Kitabınızın çıkış noktası nedir?
Bu kitap, uzun süredir zihnimde biriken gözlemlerin ve özellikle kadın üzerine yürütülen tartışmaların oluşturduğu bir ihtiyacın sonucudur. Bugün kadın hakkında çok fazla şey konuşuluyor. Sosyal medya hesaplarından akademik makalelere, dini sohbetlerden televizyon tartışmalarına kadar herkesin kadına dair bir fikri var. Ancak çok azı kadını gerçekten duymaya çalışıyor. Kadın; fikirlerin, ideolojilerin, geleneklerin, hatta bazen din adına üretilen yorumların içine sıkıştırılmış bir sembole dönüşebiliyor. Oysa kadın bir tartışma konusu değil; bir insan, bir özne ve hayatın merkezinde duran bir varlıktır. Bu kitabı yazarken amacım yeni bir kadın tanımı yapmak değildi. Daha çok, kadın hakkında konuşurken gözden kaçırdığımız hakikati yeniden düşünmeye davet etmekti.
‘HER OKUYUCUNUN KENDİ HAYATINDAN BİR İZ BULABİLECEĞİ BİR YOLCULUK’
- Bu kitap okuyucuya ne vaat ediyor?
Bu kitap, kadın hakkında konuşan seslere bir ses daha eklemek için yazılmadı. Tam aksine, o seslerin arasında kaybolan bazı soruları yeniden hatırlatmak için yazıldı. Dindar ya da seküler, genç ya da olgun fark etmeksizin her okuyucunun kendi hayatından bir iz bulabileceği bir yolculuk olmasını istedim. Çünkü bu kitapta hazır cevaplar vermekten çok birlikte düşünmeye davet eden sorular var. Burada tanımlar değil, tanışmalar; yargılar değil, sorular var. Kadına yeni bir kimlik biçmeye ya da tek bir doğru dayatmaya çalışmıyorum. Aksine, kadının yaratılışından gelen değerini, üstüne sonradan eklenen kalıplardan ve önyargılardan bağımsız olarak yeniden düşünmeye davet ediyorum. Bu yüzden kitap sadece kadınlara değil, insanı anlamaya çalışan herkese hitap ediyor. Çünkü kadını anlamaya çalışmak, aslında insanı anlamaya çalışmaktır.
‘ALGILAR DEĞİŞİR, HAKİKAT DEĞİŞMEZ’
- Algılar ve hakikat dediğiniz nedir?
Kadın algısı, kadının kendisinden çok onun hakkında üretilen bakış biçimidir. Yani toplumun, kültürün, geleneklerin ve zamanın kadını nasıl yorumladığıyla oluşan bir çerçevedir. Bu yüzden sabit değildir; dönemden döneme değişebilir. Bazen geleneksel kabuller, bazen modern yaklaşımlar, bazen de farklı yorumlar bu algıyı şekillendirir. Benim burada ayırmaya çalıştığım şey de tam olarak bu: Algı değişebilir ama kadının yaratılıştan gelen değeri ve ilahi ölçüdeki yeri değişmez. Hakikat, bir şeyin göründüğü hali değil; Allah katındaki karşılığıdır. İnsanın algısı değişebilir, toplumun yorumu değişebilir, zamanın dili değişebilir. Ama hakikat sabittir. İslam düşüncesinde hakikatin en temel referansı Kur’an’dır. Kur’an, insanı sadece bilgiye değil, doğruya ve ölçüye davet eder. Bu yüzden hakikati ararken ölçümüz kişisel kanaatler değil, vahyin ortaya koyduğu çerçevedir. Sünnet ise bu hakikatin hayata dönüşmüş halidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s), hakikati sadece anlatmamış; yaşamıştır. Bu yönüyle sünnet, hakikatin insan hayatındaki karşılığıdır.
‘DENGE KURULDUĞUNDA HAYAT ANLAM KAZANIR’
- Kitabınızda “denge” kavramı çok öne çıkıyor. Ne anlatmak istiyorsunuz?
Benim burada vurgulamak istediğim şey, hayatın ve insanın ilahi bir ölçü üzere yaratıldığıdır. Bu ölçü bozulduğunda sadece birey değil, toplum da bundan etkilenir. İslam düşüncesinde hayat, rekabet üzerine değil; insanın yaratılışındaki emaneti doğru anlaması üzerine kuruludur. Bu yüzden denge, sadece felsefi bir kavram değil; hayatın kendisidir. İnsanın iç dünyasında da bu denge vardır. Akıl ve kalp, özgürlük ve sorumluluk, arzu ve sınır… Bunlar birbirine karşı değil, birbirini tamamlayan unsurlardır. İnsan bu ölçüyü kaybettiğinde iç huzur da zedelenir. Kadın ve erkek ilişkisi de bu ilahi dengenin bir parçasıdır. Burada amaç birini diğerine üstün kılmak değil, her iki varlığı da yaratılışındaki yerinde anlamaktır. Kadın merhamet, erkek adalet gibi nitelikler üzerinden değil; insan olma ortak paydasında anlam kazanır. Bu da karşıtlık değil, tamamlayıcılık ilişkisini ortaya koyar. Bugün yaşanan sorunların bir kısmı, ya geçmişte kadını dar kalıplara sıkıştıran anlayıştan ya da günümüzde ölçüsüz özgürlük algısından kaynaklanabiliyor. Oysa İslam’ın ortaya koyduğu ölçü, insanı ne baskıya ne de sınırsızlığa bırakır; sorumlulukla dengelenmiş bir özgürlük alanı sunar. Sonuçta mesele şudur: İnsan, kadın ya da erkek olarak değil; yaratılışındaki ilahi ölçüyü ne kadar koruduğu üzerinden anlam kazanır. Denge bozulduğunda huzur bozulur, denge kurulduğunda hayat anlam kazanır.
- Son olarak ne söylemek istersiniz?
Yeni Alanya Gazetesi’ne ve çalışanlarına bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Bu söyleşinin gerçekleşmesine imkân sağlayan Alanya Müftülüğü Zamanoğlu Gençlik Merkezi’ne ve bu mekânın gençlere kazandıran Zamanoğlu ailesine teşekkür ediyorum. Ayrıca destekleriyle katkı sunan tüm emek verenlere de gönülden şükranlarımı sunuyorum. (Şerife ÇOBAN)









