DEĞERLİ okurlar, literatürde mikro milliyetçilikten söz edilse de, makro milliyetçilikten söz edilmediği ortada.  Ama, bir şeyin mikrosu olduğuna göre makrosunun da olması gerektiğinden yola çıkarak, milliyetçiliği kendimce ele almaya...

DEĞERLİ

okurlar, literatürde mikro milliyetçilikten söz edilse de, makro milliyetçilikten söz edilmediği ortada.
Ama, bir şeyin mikrosu olduğuna göre makrosunun da olması gerektiğinden yola çıkarak, milliyetçiliği kendimce ele almaya çalışacağım.
Milliyetçiliğin özünün, yakınını sevme ve birlikte bir dayanışma platformunun oluşturulması arayışı olduğu kanısındayım.
Her toplumda, vatan ve millet sevgisinden söz edilir.
Vatan bir toprak parçası olduğuna göre, bu toprak üstünde yaşayan insanların da, öncelikle birbirlerini sevmeleri, belli bir dayanışma içinde olmaları ve bu dayanışmayı da “Devlet” denilen bir yapılanma içinde örgütlenmeleri gerekir.
Dünyada birçok devlet var.
Bu devletlerin kiminde aynı etnik yapıya sahip insanlar bulunurken, kiminde de çok farklı etnik yapıdaki insanlar bir arada yaşamaktalar. Bu devletlerin kimi küçük kimi de çok büyük coğrafya üzerinde varlıklarını sürdürmekteler.
Bugün için demokratik ülkelerin hepsinde, çok farklı etnik kökenden ve de inançtan insanlar bir arada yaşamaktalar.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de bir ulus yani milli devlet olduğundan söz edilse de, çok farklı etnik kökenden gelme insanların bulunduğunu kabul etmek zorundayız.
Bu zenginliğin nedenini kısaca izah etmeye kalkarsak, biz Türkler, Anadolu’ya gelmeden önce, bu topraklarda yaşayan topluluklarla, sonrasında çevremizdeki ülkelerden şu ya da bu nedenle, Kafkaslardan, balkanlardan ve diğer coğrafyalardan kopup gelerek ülkemize yerleşen insanlardan oluştuğunu görüyoruz.
Asıl konumuza dönersek, mikro milliyetçilik, en küçük birimden yani, aileden, mahalleden, kasabadan başlayarak genişleyen bir dayanışma platformudur.
Bu dayanışma etnik ya da dinsel hatta mezhepsel anlamda da ortaya çıkabilir.
Günümüzde ise maalesef, ideolojik, partizanlığa dayalı hatta tutulan futbol takımına göre bile bir dayanışmaya dayalı kutuplaşmalardan söz edebiliriz.
Tehlike de burada başlıyor.
Zira.
Bir etnik, dinsel ve mezhepsel ya da ideolojik birlikteliklere dayalı kutuplaşmalar zamanla çatışmaya dönüşüyor.
Her yapılanmaya mensup insanlar, belli bir mensubiyet duygusuyla birbirlerine kenetlenirken, diğerlerini ötekileştirerek düşman ilan edebiliyorlar.
Bugün için ülkemizde, etnik, dinsel, mezhepsel hatta ideolojik anlamda kutuplaşarak çatışan kesimlerin oldukça fazla olduğunu ve bu ayrışmanın onarılmaz bir noktaya taşındığını söylemek mümkün.
Her etki bir tepkiyi doğurduğuna göre, hangi konuda olursa olsun, oluşan her mikro yapı, diğer yapıların tepkisini doğurmakta.
Mikro milliyetçiliğin, bireysel anlamda da, bir tatmin, aynı zamanda, kendini ifade etme hatta hamasi çıkışlar yaparak, belli bir mensubiyet duygusunun şişirmesiyle bir yiğitlenme aracı olarak kullanabildiğini de görebiliyoruz.
İşin çok daha ilginç yanı ise, milliyetçilik iddiasıyla ortaya çıkan kimi yapılanmalar, aynı etnik yapıya sahip olmalarına karşın, farklı inançtaki, farklı dünya görüşündeki insanları da ötekileştirmeyi bırakın çatışıp öldürebilmekteler.
1980 öncesi Türkiye, bu çirkin süreci de, çok büyük faturalar ödeme pahasına yaşadı.
Bu çatışma, Türk soluyla Türk sağı, hatta Türk Sünni’si ile Türk Alevi’si arasında geçti.
Bugün Araplar, aynı etnik yapıya sahip olmalarına karşın, salt mezhep farklılığı yüzünden birbirlerini öldürmekle meşguller.
- DEVAM EDECEK -