Her gün binlerce kişi, karışıldığı, müdahale edildiği, kişisel sınırları ihlal edildiği için birilerine kızıyor, sinirleniyor, mutsuz oluyor. Sınırların gerekliliğini biliyor, hissediyor ama hatlarını belirginleştirmekte güçlük...

Her gün binlerce kişi, karışıldığı, müdahale edildiği, kişisel sınırları ihlal edildiği için birilerine kızıyor, sinirleniyor, mutsuz oluyor. Sınırların gerekliliğini biliyor, hissediyor ama hatlarını belirginleştirmekte güçlük çekiyor. Fiziksel sınırları görmek ve işlevini anlamak kolay. Oysa kişisel sınırları belirlemek ve uyulmasını sağlamak çok da kolay değil. Özellikle, ailemiz, arkadaşlarımız, sosyal çevremiz söz konusu olduğunda.

Diğer yandan, insanın bir birey olarak gelişimi, duygularını özgürce ifade edebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için kişisel sınırlar olmak zorundadır. Karı-koca arasında, ebeveyn-çocuk arasında, arkadaşlar arasında, komşular, iş yerinde çalışanlar arasında sınırlar olmalıdır. Bu sınırlar, kişilerin diğerlerine ne kadar duygu ve bilginin aktarılacağını, kimin kiminle ve nasıl bir ilişkiye gireceğini belirler.

Önemli olan sınır koymaktan çok sağlıklı sınır koyup bunu koruyabilmektir. Aile içi problemlerin yaşanmasında sağlıklı sınır kuramamanın etkisi vardır.

İlk sınırlar ailede öğrenilir. Bazı ailelerde sınırlar katıdır, herkes birbirinden uzak durur, kimse kimseye karışmaz ve duygusal anlamda da destek yoktur. Aile bireyleri birbirlerini ihmal ettiği için, duygusal yakınlığı dışarıda arar. Bu tarz sınırlar sağlıklı değildir.

Bazı ailelerde ise hiç sınır yoktur. Bir tür iç içe geçmişlik söz konusudur. Bireyler birbirlerine çok yakındır, çok destek olur ama bir o kadar da birbirine müdahalesi fazladır. Üzüntüler, sevinçler, tüm duygular hep beraber yaşanır. Aileden uzaklaşmaya çalışan birey, hemen aileye geri çekilir. Ayrılmak, aileye sadakatsizlik olarak algılanır. Bu sefer de bireyler birbirlerine fazlasıyla destek olmaları, birbirlerinden yardım almalarına rağmen bireyselliklerini ve farklılıklarını ortaya koyamazlar.

En ideali ise, sınırların belirgin ve net olduğu ve bir yandan da duygusal paylaşımın çok olduğu aile ilişkileridir. Bu tip ailelerde bireyler birbirlerinden kopmadan, bir yandan da bireyselliklerini koruyabildikleri bir birlikteliği başarabilirler. Bireyler, sınırların kişisel gelişim için gerekliliğini öğrenirken birbirlerine güven duyarlar ve sınırlar bu güven çerçevesinde esnektir.

Kişisel alanımızı ve sınırlarımızı belirlemek için öncelikle kendimizi iyi tanımamız gerekir. Zihinsel, duygusal ve fiziksel sınırlarımızı iyice öğrendikten sonra, insanlara bize bizimle ne yapıp ne yapamayacaklarını açık ve net bir biçimde bildirmemiz ve bu sınırları uygulamaya koymamız gerekir. Kişisel alanımız bize aittir. Bu alanın içinde sadece bize ait ihtiyaçlar, istekler ve duygular vardır. Diğerlerinin bu alana saygı göstermelerini sağlamak da bizim görevinizdir. Bunu yapmak kolay olmayacaktır. Ancak gerçekleştirilmesi mümkün bir durumdur. Unutmamak gerekir ki sağlıklı sınırlara sahip olmak özgüveni arttırır ve ilişkilerde daha mutlu olunmasını sağlar.