Dünya genelinde eskiye kıyasla daha fazla insana kanser teşhisi konulmasına rağmen, hastalıktan kaynaklı can kayıpları istikrarlı şekilde azalıyor. Gelişmiş tarama teknolojileri ve yeni tedavi protokolleri, kanseri ölümcül bir tablo olmaktan çıkarıp yönetilebilir bir sürece dönüştürüyor. Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI) verilerine göre, bugün sadece ABD'de 18 milyondan fazla kanser atlatmış kişi bulunuyor.
Yaşa göre uyarlanmış ölüm oranları incelendiğinde tablonun olumlu yönü netleşiyor. 1999 yılında her 100 bin kişide 201 olan kanser kaynaklı ölüm oranı, 2023 yılına gelindiğinde 142'ye geriledi. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) verileri, bu başarının altında erken teşhisin yattığını aktardı.
VAKA SAYILARI NEDEN YÜKSELİŞTE?
İnsanların kalp ve damar hastalıkları gibi diğer ölümcül durumlardan daha az etkilenip uzun yaşaması, hücrelerin genetik mutasyon biriktirme ihtimalini artırıyor. Vaka artışının bir diğer nedeni ise tıbbi tanımlamaların değişmesi olarak gösteriliyor. Örneğin, yaklaşık 25 yıl önce kemik iliği kanserinin (myelodizplastik sendrom) resmi kanser listesine alınmasıyla, sadece Amerika'da yıllık vaka sayısına bir gecede 20 bin kişi eklendi.
HASTALIK HÜCRE DÜZEYİNDE NASIL BAŞLIYOR?
Kanser temel olarak hücrelerin kontrolsüz büyümesi ve vücudun "kendini imha et" sinyallerini dinlememesiyle ortaya çıkıyor. Hücre DNA'sını bozan dış etkenler arasında endüstriyel kimyasallar, sigara, alkol ve ultraviyole (UV) ışınları başı çekiyor. Vakaların yaklaşık yüzde 10'u BRCA1 ve BRCA2 gibi kalıtsal genetik anomalilerden kaynaklanıyor. Dünya genelindeki kanserlerin yüzde 13 ila 20'sinin ise İnsan Papilloma Virüsü (HPV), Hepatit B ve C ile Helicobacter pylori gibi enfeksiyonlar aracılığıyla hücrelere taşındığı bildirildi.
ÖLÜM ORANLARINDAKİ YÜZDE 30'LUK DÜŞÜŞ NE ANLAMA GELİYOR?
İstatistiksel bir bağlamda değerlendirildiğinde, son 24 yılda her 100 bin kişideki ölüm oranının 201'den 142'ye düşmesi, kanser ölümlerinde yaklaşık yüzde 30'luk bir azalmaya işaret ediyor. Bu veri, nüfusun yaşlanması ve vaka sayılarının artmasına rağmen, modern tıbbın hastalığın ilerleme hızını büyük ölçüde kestiğini doğruluyor. Erken tarama programları sayesinde yavaş büyüyen tümörler zamanında fark ediliyor ve kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden gizlenmesinin önüne geçiliyor.
Çevresel faktörler ve genetik yatkınlık risk oluşturmaya devam etse de, laboratuvar testlerindeki gelişim hastaların lehine işliyor. 50 yaş altı bireylerde kolon kanseri gibi bazı türlerde artış gözlemlenirken, 50 yaş üstü gruplarda aynı kanser türünün sıklığında düşüş kaydediliyor. Görüntüleme cihazlarının hassasiyeti arttıkça, hastalık belirti vermeden çok önce tümör belirteçleri tespit ediliyor.





