Türk futbolunun en gözde kulüplerinden birisi olan Galatasaray'ımızın Alanya'da kamp yapması hepimizi çok mutlu etti. Hayatımın önemli bir bölümü futbolla geçti. Futbolun her alanında yer aldım. Yıllarca futbol oynadım, hakemlik,...

Türk futbolunun en gözde kulüplerinden birisi olan Galatasaray’ımızın Alanya’da kamp yapması hepimizi çok mutlu etti. Hayatımın önemli bir bölümü futbolla geçti.
Futbolun her alanında yer aldım.
Yıllarca futbol oynadım, hakemlik, antrenörlük, futbol ajanlığı, hakem komitesi başkanlığı ve defalarca Kastamonuspor kulübünün yöneticiliğini yaptım.
Fanatizmden uzak, sadece güzel futbolu seyretmekten zevk alan, başarılı olan takımları ve sporcuları taktir edip alkışlamaktan hoşlanan, sıradan bir Fenerbahçe taraftarı olarak, ülkemizi Avrupa’da başarıyla temsil etmeye devam eden Galatasaray’ın, futbolcularına, yöneticilerine ve teknik kadrosuna Alanya’mıza gelip bizi mutlu ettikleri için tekrar tekrar teşekkür etmek isterim.
2011-2012 sezonu, Türk futbolu için bir kaos dönemiydi.
“Bu kaosun sorumluları kimler?” diye sormaya kalkmak bile, yeni bir kaosun önünü açmak anlamına gelebilir!
Bence sorun, hepimizin sorumsuzluğundan kaynaklandı.
Televizyon ekranları, gazetelerin manşetleri ve köşeleri, sırf reyting kaygısıyla, futboldan çok komplo teorileri, futbolcuların özel hayatları, yöneticilerin birbirlerine dönük saçma sapan suçlamalarını ele alıp tartışan sözde spor adamlarının rezillikleriyle doluydu.
Aynı rezillik halen devam ediyor.
Dünyanın hiçbir yerinde, kulüp başkanları ve yöneticileri vitrine çıkmazlar.
Vitrine futbolcular ve teknik adamlar çıkar.
Futbol, seyrine doyum olmayan heyecan dolu bir spor etkinliğiyken, biz futbolun güzelliklerini seyretme yerine, belli bir fanatizm içinde, futbolcuları anlamsız bir biçimde geriyor, acımasızca eleştiriyor ve futbolu çirkinleştiriyoruz.
Taraftarları bırakın, futbol yorumcularının önemli bir bölümü, futbol oynamadıkları, oynasalar bile, teknik direktörlük ve hakemlik yapmadıkları halde, bu konularda saatlerce ahkam keseme saçmalığı içine girebiliyorlar.
Herkesin her şeyi bildiğini iddia ettiği bir ortamda, iyiyi, güzeli ve doğruyu saptayabilmek mümkün mü?
Futbolumu İstanbul’da en gözde futbolcuları izleyerek geliştirdim. Top tekniğimin iyi olduğu söylenirdi. Antrenörlük kursuna gittiğimde, bu tekniğin özünde ne olduğunu ancak o zaman öğrendim.
Sanırım bugün bile, profesyonel futbolcuların çoğu bu tekniği bilmeyebilirler.
Kurallara gelince, hepsini çok iyi bildiğimi sanırdım. Hakem kursunu bitirdiğimde bu konuda da hiçbir şey bilmediğimi anladım.
Hal böyleyken, televizyon kanallarında hakem eskileri, teknik adamları, teknik adam eskileri de, hakemleri eleştirme ilkelliği içine girebiliyorlar.
Tabii burada, taraftar derneklerinden ve amigolardan söz etmeye bile gerek görmüyorum!
Neredeyse futbol takımlarını taraftar dernekleri yönetecek!
Böylesine rezil bir bataklığın içinde, Galatasaray’ımızın ve Fenerbahçe’mizin Avrupa liglerinde gruplara kalması büyük bir başarı. Bu yönüyle, her iki kulübümüzle de iftihar ettiğimi söylemeliyim.
Böylesine acımasız bir ortamda, hala ayakta kalabilen, başta hakemlerimizi, teknik adamlarımızı ve futbolcularımızı da ayakta alkışlıyorum.