İsmi dahi bizleri üzen malum dava ve diğerleri ile ilgili en yetkili ağızlardan peş peşe itiraflar gelmeye başlayınca Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu son derece doğru ve isabetli, aynı zamanda cesur bir hareketle...

İsmi dahi bizleri üzen malum dava ve diğerleri ile ilgili en yetkili ağızlardan peş peşe itiraflar gelmeye başlayınca Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu son derece doğru ve isabetli, aynı zamanda cesur bir hareketle önce Cumhurbaşkanı, daha sonra Adalet Bakanı ile birlikte Başbakan ile mağdur olanların yeniden yargılanması üzerine bir takım çalışmalar başlattı. Bu çerçevede Silivri’ye giderek mağdurlar ile de görüştü. Bu son derece isabetli çalışmalarının her safhasında da kamuoyunu bilgilendirdi. Bu güzel ve dosdoğru girişim en başta mağdurlar olmak üzere aklıselim herkes tarafından takdir edildi. Ancak bazı çevreler ve kişiler ise rahmetli Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu’nu da işin içerisine katarak bir karalama kampanyası yürütmeye kalkıştılar. Hem de son derece çirkin ve bayağı dahi denilemeyecek türden. Feyzioğlu bu ilk adımı başlatınca “Yargıtay Onursal Başkanı” Sabih Kanadoğlu usul yönünden başka bir fikir ortaya attı ki bu maksatlı kişiler hemen anında ona sımsıkı sarılmaya kalkıştılar. Oysa mağdurlar “Bizi celladımızın insafına terk etmeyin” diyerek en güzel cevabı verdiler. Ey dostlar adama sormazlar mı, “Ey Kanadoğlu şimdiye kadar neredeydiniz?” diye.
Eleştiri, çözüm veya farklı düşünce söylemek herkesin en doğal hakkıdır. Ancak bunun bir dozu olmalıdır. AKP Genel Başkan Yardımcısı Bay Hüseyin Çelik ise Feyzioğlu’na merhum dedesi üzerinden sataşmanın da ötesinde yakışıksız çıkış yaptı. Önce Metin Feyzioğlu’nu “şov yapmakla” suçladı. Ardından Metin Feyzioğlu’nun Fatih Altaylı’nın Teke Tek adlı programının canlı yayınında benim de dinlediğim “Profesyonel siyasetçiye güvenmiyorum, vatandaşa daha çok güveniyorum” sözlerini de çarpıtarak “Babası sandığı dedesi Turhan Feyzioğlu’nun siyaseten hüsrana uğramasının katkısı olabilir” diye konuştu. Doğrusunu söylemek gerekirse Hüseyin Çelik gibilerinin aslında rahatsızlığı malum dava ve diğerlerinde mağdurların tahliye olmalarını istememelerinden kaynaklanmaktadır. İşin aslında dosdoğrusu budur. Hani derler ya “Birbirimizi yemeyelim” diye, aslında olayın doğrusu budur.
Bu şahıs vaktiyle aralarında Doğan Güreş, Mehmet Ağar, Hayri Kozakçıoğlu, Necdet Menzir gibi isimlerin de olduğu DYP’de “Çiler’in A Takımı” listesinde yer almış, bu liste o dönemlerde basında toplu fotoğrafları ile kamuoyuna takdim edilmişti. Hatta zatı muhterem “DYP’nin ideologlarından” diye biliniyordu. DYP’nin Van Milletvekilliğini dahi yapmışlardı. Ancak daha sonra orada ümit kalmayınca DYP’den AKP’ye transfer oldu, Milli Eğitim ve Kültür bakanlıkları da yaptı. Kimsenin kişisel tercihlerine karışmayız ama orada da bir umut kalmaz ise bakalım üçüncü durağı neresi olur?
Hüseyin Çelik’in pek çok garabetleri vardır. Mesela bir zamanlar 33 Mehmetçiğimiz eşkıyanın ateşkes sahtekarlığı sonucu kahpece şehit edilmişlerdi. Bu zat onu dahi “Ergenokon’a” fatura etmeye kalkışmıştı katiller ortada iken. Neyse ki o dönemin yetkililerinden başta Necati Özgen Paşa’dan anında yalanlama gelmişti. Yine geçtiğimiz yaz sonlarında bir Kuzey Irak ziyaretinde Barzani’nin huzurunda “Güney Kürdistan” diye konuşmuştu. Acaba onun da bir etnik sorunu var mı, yok mu, orasını bilemiyorum. Kendisini kamuoyu inançlı birisi diye bilir. Temennimiz, inşallah doğrudur.
Ey Hüseyin Çelik, “Babası sandığı dedesi” ne demek? Söyler misiniz? Rahmetli Leyla-Turhan Feyzioğlu’nun Saide isminde bir kız evlatları vardı. Kayserili Mehmet Buçukoğlu ile evliliğinden 7 Temmuz 1969 tarihinde İstanbul’da bir erkek bebekleri dünyaya geldi. Ancak doktorların bütün çabalarına rağmen anne bu doğumdan iki saat sonra Hak’kın rahmetine kavuştu. Anneanne ve dede bu bebeği, yani torunlarını damatlarından alarak kendi soyadlarını verip, evlat edindiler. Metin olmak, metanetli olmak anlamına gelen Metin adını da verdiler. Sevgili Metin Feyzioğlu, Turhan Feyzioğlu’na “Baba” dese kimi ilgilendirir veya “Dede” dese kimi ilgilendirir. Hatta “Biraderim” dese kimi ilgilendirir. Ey Hüseyin Çelik, senin veya çocuklarının günün birinde dram demek dahi hafif kalan böyle bir acıyı yaşamayacağının bir garantisi var mı? Yoksa Cenab-ı Allah ile mukavelen mi var? Eğer varsa, bize de öğret. Değmez ama size “Bu sözleriniz ayıp” demek dahi hafif kalır. Eleştirmeye kalkıştığınız Merhum Turhan Feyzioğlu’nun partisi olan Güven Partisi’nin ülkemize olduğu gibi memleketin Van’a da sayılamayacak kadar çok hizmeti var. Sizin birer birer haraç mezat sattığınız Van’daki pek çok fabrika Güven Partisi tarafından açılmıştı. Dolayısı ile partinin Turhan Feyzioğlu’ndan sonra gelen ismi, eski Başbakanlardan Vanlı merhum Ferit Melen’in Başbakanlığı döneminde Van hizmete doyurulmuştu. Bu nedenle 1973 seçimlerinde Van ilimizdeki 4 milletvekilliğinin 3 tanesini Cumhuriyetçi Güven Partisi çıkarmıştı. Bu milletvekilleri Salih Yıldız, İhsan Bedirhanoğlu ve Muhlis Göktaş’tı. Yakışmadı Hüseyin Çelik, hem de hiç yakışmadı. Hak’kın rahmetine kavuşmuş, hem de Turhan Feyzioğlu gibi büyük bir devlet adamını bu şekilde gündeme getirmemeliydiniz. Ancak kötü söz sahibine aittir. Endişeniz olmasın, yanlış hesap Bağdat’tan döner. Bu mağdurlara adil bir yargılama olduğu takdirde önce tahliye, sonra beraat gelecektir. Elbette suçlu varsa da cezalandırılacaktır ve cezalandırılmalıdır da. Aslında Feyzioğlu isminden rahatsızlığınızın nedeni de sanırım burada yatmaktadır.
Daha önceki yazımızda Turhan Feyzioğlu ve arkadaşlarının akçalı ve ahlaksız hiçbir işlerinin olmadığını söylemiştim. Bunu bir kez daha tekrar ediyorum.
NOT: Yukarıda TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun dünyaya gelişini anlattım. Bunu ben Alanya CGP İlçe Başkanlığı yapan rahmetli babam Hüseyin Mat’tan 1970 yılında dinlemiştim. Bu konuyu Sayın Metin Feyzioğlu ile ilk karşılaştığımızda “Sizin dünyaya gelişinizi babamdan dinlemiştim, takdiri ilahidir” diye ilk ve son kez söyledim.
- DEVAM EDECEK -