Antalya'nın Konyaaltı ilçesi sınırlarında yer alan Feslikan ve Saklıkent yaylalarında mermer ocaklarının yarattığı çevresel tahribat her geçen gün genişliyor. Antalya Körfez gazetesinden aktarılan bilgilere göre, kent halkının yaz aylarında serinlemek için tercih ettiği bu bölgeler, iş makineleri tarafından kazılarak dev mermer bloklarına dönüştürülüyor.
Geçmişte Sinandeğirmeni, Moryer, Güzle ve Dereköy gibi alanlar yaylacılık ve hayvancılık faaliyetlerinin merkezi konumundaydı. Günümüzde ise bu geleneksel üretim alanlarının yerini dev iş makineleri, ağır tonajlı kamyonlar ve taş ocakları aldı. Bölgedeki yeşil dokunun ve temiz havanın yerini giderek toz bulutları ve derin çukurlar kaplıyor.
Çıkarılan tonlarca ağırlığındaki mermer blokları, kara yoluyla Antalya Limanı'na taşınarak Çin, Hindistan ve çeşitli Körfez ülkelerine ihraç ediliyor. Eskiden tarım ürünlerinin ve canlı hayvanların nakledildiği bu tarihi üretim rotaları, günümüzde sadece endüstriyel bir ham madde sevkiyatı için kullanılıyor.
SU KAYNAKLARI VE TARIM TEHLİKEDE
Madencilik faaliyetlerinin yoğunlaştığı alanın çevresinde Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından inşa edilen sulama göletleri bulunuyor. Doyran Mahallesi'ndeki yerel üreticiler bu göletler sayesinde sebze yetiştiriciliği yapmaya çalışırken, hemen üst kısımlardaki dağlık alanlarda patlatılan dinamitler ve iş makineleri tarımsal su güvenliğini riske atıyor.
BÖLGENİN EKOLOJİK ÖNEMİ NEDİR?
Saklıkent ve Feslikan hattı, Antalya'nın yer altı su rezervlerini besleyen en önemli havzalar arasında yer alıyor. Çevre uzmanları, bu yüksek rakımlı bölgelerde bitki örtüsünün sıyrılması ve kayaların parçalanmasının, yağış sularının doğal yollarla süzülmesini engellediğini belirtiyor. Bu durumun, uzun vadede sahil şeridindeki verimli tarım arazilerinin su ihtiyacını karşılayan doğal döngüyü zayıflatacağı ifade ediliyor.
Çevre savunucuları, biyolojik çeşitlilik ve yayla ekosistemi açısından kritik olan bu alanların madencilik baskısından acilen korunması gerektiğini belirtiyor. Bölgedeki fiziki müdahalelerin sadece bugünün doğasını değil, aynı zamanda tarımsal üretimi ve gelecek nesillerin sağlıklı yaşam alanlarını da daralttığı vurgulanıyor.




