TUHAF bir millet olduk vesselam. Hemen hemen her gün öfke saçıyoruz. Hem içeride hem de dışarıda sorunlarımız var. Az buz da değil, dağları aştı kavgalarımız. Gün geçmiyor ki yeni bir kavga çıkmasın. Gün geçmiyor ki biriyle dalaşmayalım....

TUHAF

bir millet olduk vesselam.

Hemen hemen her gün öfke saçıyoruz.

Hem içeride hem de dışarıda sorunlarımız var.

Az buz da değil, dağları aştı kavgalarımız.

Gün geçmiyor ki yeni bir kavga çıkmasın.

Gün geçmiyor ki biriyle dalaşmayalım.

Akıllı, sakin ve huzurlu bir başa ihtiyacımız var.

Fakat, bir bakıyoruz ki, sorunun kaynağı başımız.

Başımız sinirli ve kavgacı.

Ayaklar bundan nasibini almaz mı hiç?

***

Ayrımcılık ve bölücülük başımızda.

Sağ kısmı boş, sol kısmı ise çok az dolu.

Fakat daha çok boş kısmı ile yaşıyoruz.

Boş beynimiz bize diyor ki;

Sağ el Müslüman, sol el Müslüman değil.

Sağ bacak Sunni, sol bacak Alevi.

Kalp Türk, apandist Kürt.

Ciğerler bizden, idrar torbası onlardan.

Kısacası kendimizi parçalara ayırdık.

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.

***

Kendimiz dahil herşeye öfkeliyiz.

Erkekler trafikte cinayet işliyor.

Erkekler karısını veya sevgilisini öldürüyor.

İnsanlar çocuklarını bile acımasızca katlediyor.

Dindarlık adına sağ elimiz, sol elimizi kesiyor.

Tecavüz ve cinayet aldı başını gidiyor.

Öyle içimize sindirdik ki bu olanları.

Ölümlere karşı kayıtsız kalıyoruz.

"Oh olsun" diyen de var, "Bana ne" diyen de.

"Orada ne işi vardı?" diye soran da var.

"Bizden değilse ölsün" diyen de.

Boy boy ölüm fotoğraflarını paylaşan da.

Allah rahmet eylesin cümlesini unuttuk.

Kalbimiz her geçen gün katılaşıyor.

İnsanlığımızı kaybetmeye çok az kaldı.

***

Güneydoğu ve doğuda görev yapanlar tedirgin.

Bunların aileleri endişeli ve gergin.

Güzel duyguları bedenlerini terk etmeye hazır.

Geri kalanlar şehit haberi duymaktan bitap düştü.

Batıda terör insanları canından bezdirdi.

Bunlar yetmiyormuş gibi savaş çığlığı atıyoruz.

Savaşın halay çekmek olduğunu sanıyoruz.

Herkes çıldırma noktasına çok yaklaştı.

Kalpler hızla katılaşıyor, insanlık tehlikede.

Hoşgörü ve merhamet mumla aranır oldu.

Her kişi diğerini düşman gibi görüyor.

Böyle bir ortamda sağlıklı düşünce olur mu?

Böyle bir ortamda huzurlu bir kalp olur mu?

Böyle bir ortamda insanlık sağ kalabilir mi?

***

Dedik ya, başımız bütün organlarımızı parçaladı diye.

Önce beynimizi ikiye ayırdı, sonra bedenimizi.

Onlarca parçaya ayrıldık, un ufak olduk.

Her parçamız diğeriyle kavgalı durumda.

Yetmedi, komşularımızın parçalarıyla da kavgalıyız.

Öfke, şiddet, acımasızlık, kin ve nefretin esiri olduk.

Bunların olduğu yerde VİCDAN kalır mı?

Vicdanın olmadığı yerde MERHAMET olur mu?

Vicdan ve merhamet yoksa RUH bedende durur mu?

Hal böyle olunca mahlukta İNSANLIK kalır mı?

Ey okurlar ya da okumaya çalışanlar! Demem o ki;

Ruhumuz öldü, bedenimiz komada.

Fakat korkmayın, çoğumuzun istediği duruyor.

BAŞIMIZ sağ ya, gerisinin bir önemi yok.