Küresel piyasalarda altın, yeni haftaya sert satış baskısıyla başladı. Ons altın önceki işlemlerde yüzde 3'ü aşan kayıpla son haftaların en düşük seviyelerine gerilerken, yeni günde satışların hız kestiği görüldü. Piyasadaki hareketin arkasında ABD tahvil getirilerindeki yükseliş, doların güçlenmesi ve kritik teknik seviyelerin aşağı yönlü kırılmasının ardından hızlanan satışlar öne çıktı.

TAHVİL GETİRİLERİ ALTIN ÜZERİNDE BASKI KURDU

Altın faiz veya temettü getirisi sağlamayan bir yatırım aracı olduğu için tahvil faizlerindeki yükselişten doğrudan etkilenebiliyor. ABD tahvillerinin özellikle reel getirilerindeki artış, yatırımcı açısından altın tutmanın fırsat maliyetini yükseltiyor. Saxo Bank Emtia Stratejisti Ole Hansen de son değerlendirmesinde yükselen reel faizler, güçlü dolar ve teknik satışların altındaki geri çekilmeyi hızlandırdığına öne çıktı.

A101 1 Ekim kataloğunda öne çıkan ürünler
A101 1 Ekim kataloğunda öne çıkan ürünler
İçeriği Görüntüle

Doların değer kazanması da altın fiyatları açısından ikinci önemli baskı unsuru olarak öne çıkıyor. Altının uluslararası piyasalarda dolar üzerinden fiyatlanması nedeniyle Amerikan para birimindeki yükseliş, diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından değerli metali daha pahalı hale getirebiliyor. Tahvil getirileri ile doların aynı anda yükseldiği dönemlerde bu nedenle altın üzerindeki satış baskısı daha belirgin hale gelebiliyor.

ÇİN'DEKİ TATİL ÖNCESİ KÂR SATIŞLARI GÜNDEMDE

Satışların özellikle Asya işlemlerinde hızlanması, Çin piyasalarındaki hareketleri de gündeme getirdi. Hansen, 1 Ekim'de başlayacak Altın Hafta tatili öncesinde Çinli yatırımcıların gerçekleştirdiği kâr satışlarının düşüşü büyütmüş olabileceğini belirtti. Çin'in küresel fiziki altın talebindeki ağırlığı nedeniyle ülkedeki yatırımcı davranışları ve uzun tatiller öncesindeki pozisyon değişiklikleri uluslararası fiyatlarda yakından takip ediliyor.

ETF TALEBİ ÖNE ÇIKIYOR

Kısa vadeli satışlara rağmen altına yönelik yatırım talebinin tamamen ortadan kalkmadığı görülüyor. Dünya Altın Konseyi verilerine göre küresel altın destekli ETF'lere ağustos ayında 18 milyar dolarlık giriş gerçekleşirken, fonların toplam altın varlığı 4 bin 189 tonla rekor seviyeye çıktı. Bu tablo, yüksek faizlerin oluşturduğu kısa vadeli baskıya rağmen bazı yatırımcıların altını portföy çeşitlendirme ve finansal risklerden korunma aracı olarak kullanmayı sürdürdüğünü gösteriyor.

GÖZLER ABD VERİLERİ VE FED'DE

Altının bundan sonraki yönü açısından ABD'den gelecek ekonomik göstergeler kritik önem taşıyor. İstihdam, enflasyon ve ekonomik aktiviteye ilişkin veriler, ABD Merkez Bankası'nın faiz politikasına yönelik beklentileri değiştirebildiği için dolar, tahvil getirileri ve değerli metaller üzerinde doğrudan etkili oluyor. Verilerin ekonomide güçlü seyrin ve enflasyon baskısının devam ettiğine işaret etmesi, yüksek faiz beklentilerini destekleyerek altın üzerindeki baskıyı artırabilir. Daha zayıf göstergeler ise faiz beklentilerinin yeniden değerlendirilmesine yol açabilir.

ALTIN NEDEN FAİZ KARARLARINA BU KADAR DUYARLI?

Yatırımcılar açısından temel denklem alternatif getiri üzerinden işliyor. Tahvillerin reel getirisi yükseldiğinde faiz ödemeyen altını elde tutmanın maliyeti artarken, faizlerin veya reel getirilerin gerilediği dönemlerde altının göreceli cazibesi güçlenebiliyor. Bununla birlikte jeopolitik riskler, merkez bankalarının altın talebi, ETF hareketleri, kamu borçlarının sürdürülebilirliğine ilişkin kaygılar ve doların seyri de fiyatlamada etkili olduğundan altının yönü yalnızca faiz kararlarıyla belirlenmiyor.

SERT HAREKETLERDE YATIRIMCILAR NEYE BAKIYOR?

Altın piyasasında hızlı yükseliş ve düşüş dönemlerinde yatırımcıların yalnızca günlük fiyat değişimine değil; dolar endeksi, ABD tahvil getirileri, merkez bankası açıklamaları ve fon hareketlerine birlikte bakması önem taşıyor. Teknik seviyelerin kırılması kısa sürede otomatik ve algoritmik işlemleri de hızlandırabildiği için güçlü yükselişlerin ardından sert düzeltmeler yaşanabiliyor. Bu nedenle piyasalardaki kısa vadeli hareketlerin uzun vadeli eğilimden ayrılarak değerlendirilmesi ve yüksek oynaklık dönemlerinde risk yönetiminin göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Kaynak: Haber Merkezi