Alanya’yla oynamanın tarihinin ne denli geriye gidebileceğini insan merak etmiyor değil. Roma’yı bilmiyoruz ama Bizans’tan doğal olarak işkilleniyoruz. Selçuklu ya da emirlikler döneminde misal, şehirdeki sarraf esnafına altın getiren bir toptancı Alanya’yla oynamış olabilir…
Alanya ile oynamanın koşulu gelir geçer olmamakla başlıyor. Şehirde bir süre konaklayıp, Alanyalı ile bir şekilde iştigal etmiş olacaksın.
Bu tanıma şehre atanan devlet memurları, şehirde iş yapan tüccarlar, bir devlet yatırımında görev almış, örneğin mühendisler; öğretmenler ya da ilk belediye meclisinde yer almış veterinerler de uyabilir.
Yabancı yani Alanyalı olmayan birisinin şehirle oynayabilmesinin tek koşulu, şehirdeki yerli bir güç odağına yaslanmasıdır. Onun yol vermesiyle ancak şehri kendisinin bir oyun alanına çevirir.
1900’lü yılların başında şehre atanan kumar düşkünü bir kaymakam, Sugözü Mahallesi’nden Kuyularönü’ne su sistemi yapmak için boru getiren bir İstanbullu tüccar, 1947’deki iskele ya da 1957’deki D-400 karayolu inşaatında çalışmaya gelen mühendisler arasından böyle örnekler var mı bilinmez.
Ya da liseye gelen öğretmenlerin büyükşehirde okuyamayıp, onlarla birlikte Alanya’ya gelen serseri yeğenleri, disko işletmek için kentlerden gelenler, tur operatörlerinin Alanya temsilcileri, şehrin peşkeş çekildiği öncü müteahhitler ilk akla gelenler olabilir.
Kasaba gazeteciliğine farklılık getirmek üzere işe alındıktan sonra halkla başak geçmeye başlayanlar, şehirde yer edinip kendini belediye meclisine bile seçtirerek oturumlarda zar diletenler hafızalar zorlandıkça hatırlanabilir. Hepsinin ortak noktası Alanyalıyı küçük görüp, yönetilebilir bulmalarıdır…
Alanya’yı oyun alanına çevirenlerin asıl tehlikeli olanları şehrin içinden yetişenlerden yani yerlilerdir! Bunların bir bölümü Alanya’nın yüksek çıkarları için böyle davrandıklarını savunurken, bir diğeri hiç açıklama yapma gereği bile duymaz.
Hep perde arkasındadırlar, hiç görünmezler. Oysa öyle değildir. Egemen görüneni aslında kendilerinin yönetmekte olduklarını halkın anlamasını sağlayacak yöntemleri vardır. Mesela, bir fotoğraf karesindeki duruşlarıyla gerçeğin yansımasını sağlarlar. Fısıltı gazetesi, mesajın yaygın bir şekilde ulaşmasında yine etkili bir araçtır.
Aslında şehrin geleceği umurlarında değildir. Şehrin hangi değerini korumayı amaçladığını, neyine sevdalı olduğunu sorsan yanıt veremezler. Vermeyi bile düşünmezler. Şişkin egolarını, eğitimsizliklerini, yarım yamalak oluşlarını ancak böyle allengirli işler çevirerek tatmin ederler.
Her daim statükonun yani var olan düzenin, belki küçük düzeltmelerle devamını arzularlar. Hep kazan kazan formülünün içinde yer alır, madden ve manen düzenden nemalanan olmaya devam ederler. Böylece, ülkeyi yönetmekte olan siyasi iktidarların değirmenine su taşırlar.
Şu, yerel seçim denen, aslında basbayağı bir genel seçim olarak değerlendirilecek dönemde, bir güç odağı olarak anılmak isteyen böylelerinden ne çok olduğunu göreceksiniz.