15 yıl önce 28 şubat 1997'de TSK Refah-Yol Koalisyon hükümetini devirmiş, Mesut Yılmaz başkanlığında yeni bir hükümetin kurulmasını sağlamıştı. Refah-Yol hükümeti, Necmettin Erbakan başkanlığında kurulmuş, DYP Lideri Tansu Çiller...
15 yıl önce 28 şubat 1997’de TSK Refah-Yol Koalisyon hükümetini devirmiş, Mesut Yılmaz başkanlığında yeni bir hükümetin kurulmasını sağlamıştı. Refah-Yol hükümeti, Necmettin Erbakan başkanlığında kurulmuş, DYP Lideri Tansu Çiller BaşbakanYardımcısı ve Dışişleri bakanı olmuştu. Ülke, ekonomik açıdan zor durumda idi. Kar eden KİT’ler parasını A Bankasına yüzde 50 faizle yatırıyor, zarar eden diğer bir aynı bankadan yüzde 100 faizle kredi alıyordu. Bu durum, al gülüm, ver gülüm misali çalışmadan para kazanmak isteyen iç ve dış para babalarının kesesine milyarlar dolduruyor, altlarındaki en son modern ve en pahalı arabalarla caka satıyorlardı. Refah-Yol hükümeti bu durumu önlemek için “finans havuzu” oluşturarak kar eden KİT’ler parasını havuza koyuyor, zarar eden KİT’ler de havuzdan yeteri kadar parayı alıyordu. Böylece, bankalar başta olmak üzere para babaları bu uygulamadan mutazarrır oldular. Yani oturdukları yerden ve risksiz para kazanmaktan yoksun oldular. O zaman katran kazanını kaynatmaya başladılar. Bakınız, Refah-Yol hükümetinin düşmesi arifesinde 1997 haziran ayında faize 2.2 katrilyon ödenmiş iken bu dönemden sonra yani 1998’de faize ödenen para miktarı 6.1 katrilyon, 1999’da 10.7 katrilyon, 2000 yılında 20.4 katrilyon ve 2001 yılında ise bu miktar büyüyerek ne kadar olmuş, düşünebiliyor musunuz? Tam, tamına 41 katrilyon olmuş. Bu para, bu fakir milletin vergilerinden oluşan miktardır. Yani, toplanan paranın yarıdan fazlası faize gidiyor, bankalar ve para babaları bu ranttan semiriyorlardı. İşte bu ballı kaymaktan mahrum olan iç ve dış para babaları ile bankalar, basını, TSK’yı, üst bürokratlardan bazılarını, bazı sivil toplum örgütlerini yanlarına alarak mevcut hükümetin devrilmesi için harekete geçmişlerdir. Sonunda, TSK bugün postmodern olarak ünlenen bir harekete geçerek Başbakan Necmettin Erbakan’ı istifa ettirmiştir. Bu hareket, TSK’nın 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ihtilallarının devamı niteliğinde olup, adı ne olursa olsun aynen diğer ihtilal hareketlerinin yaptığı gibi hükümet düşürülmüş, azınlık hükümeti dahi kurdurulmuştur. Basın mensubu gazeteciler, asker ve sivil personel, sivil toplum kuruluşu mensupları ve halktan pek çok kişi fişlenmiş, yasaklı ve sakıncalı duruma düşürülmüştür.12 eylül ihtilalını yapan Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya ve diğer ihtilal hempaları hesap vermek üzere haklarında soruşturma başlatılmıştır. Sıra, 28 şubat 1997 ihtilalını gerçekleştiren başta Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı olmak üzere, İkinci Başkan Çevik Bir ve diğer üst düzey komutanların hesap vermek üzere önce savcılığa, sonra mahkemeye gitmeleri için suç duyurusunda bulunulmaktadır. Zaten aksini düşünmek mümkün değildir. Çünkü, anayasal suç işleyenler mutlaka divana çekilecek, yaptıkları yanlarına kar kalmayacaktır, kalmamalıdır. 27 Mayıs 1960 ihtilalını yapan subay ve generaller yaptıklarının karşılığında ceza yerine mükafat olarak daimi senatörlükle ödüllendirmeselerdi ne 1971 muhtırası, ne 1980 ihtilalı ne de 1997 postmodern ihtilalı olurdu, olamazdı. Gecikmeli de olsa, şimdi bu kişilerin hesap vermelerine tanık oluyoruz. Bir yazarın dediği gibi 28 şubatta afra tafra yapanlar, şimdi büyük bir heyecan ve korku içinde kapımız ne zaman çalacak, ne zaman savcılığa çağrılacağız diye uykusuz gecelemektedirler. Başbakana hakaret edenler, İçişleri Bakanına “Söyleyin o kadına, onu bakanlığın önünde ağaca asarız” diyenler şimdi ne haldeler düşünebiliyor musunuz? O kadın şimdi TBMM Başkan vekilliğini gururla yapıyor, ya siz ne yapıyorsunuz? Elbet bir gün biri gelecek ve herkesten hesap soracaktı. Bu davaların en kısa sürede sona erdirilmesini diliyoruz.