Yıllardır,

Yıllardır, "Türkiye’de laiklik elden gidiyor" diye bağırıp çağırarak yaygara koparanlara sormak lazım.Türkiye, gerçek anlamda Atatürk ve İsmet İnönü dönemi bir yönüyle hariç tutulursa, ne zaman laik oldu?Dün de, bugün de, Türkiye’nin laik bir yapıya sahip olduğunu söylemek mümkün mü?Devlet ve din arasındaki ilişkiler açısından üç özellikten söz edebiliriz:1) Devlet dine bağlıdır (Teokrasi, Tibet)2) Din devlete bağlıdır (İmparatorluk, Bizans, Osmanlı, İngiltere, Rusya)3) İkisi de özerktir (Demokrasi, ABD, Avustralya, Belçika) Laik devleti Duguit şöyle tanımlar: “Din konusunda kendisi tarafsız olup, mensupları bir dini taşımakla birlikte kendisi devlet olmakla hiçbir dini özellik göstermeyen ve hiçbir din ayini yapmayan ve kendi namına yaptırmayan devlet.”Laik bir devlette devletin din kurumu olur mu?Diyanet İşleri Başkanlığının toplam kadrosu 117 bin 541 kişiyle, 2 milyar 650 milyonluk dev bütçesi ile birçok bakanlığı geride bıraktı.Diyanet'in bütçesi TBMM, Cumhurbaşkanlığı ve birçok bakanlıktan da fazla bulunuyor. Ulaştırma Bakanlığının bütçesi 1 milyar 790 milyon lira.Günümüz dünyasında çok sayıda devlet ve bu devletlerde yaşayan insanların da bir dinleri var.Din, bir inanç biçimidir.İnanç ise, kelime anlamıyla, bir düşünceye gönülden bağlı bulunmak demektir. Ayrıca inanılan şey, görüş, öğretidir. Yani bir düşünceye, bir kişiye, soyut bir kavrama gönülden bağlanma durumudur.İnanç, şüphelerden sıyrılıp emin olmaktır. Daha basit bir tanımlamayla, inanan ile inanç konusu arasındaki bir bağ yani Allah’la kul arasındaki bir ilişkidir.İnanç, bir düşünceye gönülden bağlı olmaksa, ateist, deist ve diğer inanç sahiplerine de inançlı demek mümkündür!Din, bireyin kendince tercih ettiği ve benimsediği bir değerler manzumesi olması gerekirken, birey daha çocuk yaşta, önce ailesi tarafından, sonra da bulunduğu çevre ve de devlet tarafından bile bir inancı benimsemesi için belli dayatmalar içine giriliyor.Bu yönlendirme salt dinsel açıdan da olmuyor, siyasette, parti hatta futbol takımı tercihinde bile gençlik belli bir inanca doğru yönlendiriliyor.Bir bireyin, özgür iradesiyle, dünyada var olan çeşitli inançlar arasında bir tercih yapması, dünyanın hiçbir ülkesinde bugün için mümkün değil.Ancak, birey belli bir olgunluk çağına girip, inançları araştırmaya ve sorgulamaya başladığı zaman, bir inancı kendi iradesiyle tercih etmeye başlasa da, çevre baskısı yüzünden, genellikle bu tercihini de açıkça ortaya koyamıyor.Dinsel yönelişin temeli Allah’a yani Yaradan’a dönükse, kişinin Yaradan’la olan bağının nasıl oluşacağına kimsenin karışmaması, siyasette de dine öykünmek, dini siyasetin bir aracı haline getirmek, özünde inanca yapılmış en büyük saygısızlık olarak kabul edilmeli!