BİR işletmenin belirli bir dönemde sağlamış olduğu kârın, aynı dönemde işletme tarafından kullanılan sermayeye oranı kârlılık oranı olarak tanımlanmaktadır. Piyasalarda süregelen rekabetin giderek artması ile birlikte kârlılık, firmaların...
BİR
işletmenin belirli bir dönemde sağlamış olduğu kârın, aynı dönemde işletme tarafından kullanılan sermayeye oranı kârlılık oranı olarak tanımlanmaktadır. Piyasalarda süregelen rekabetin giderek artması ile birlikte kârlılık, firmaların neredeyse her şeyi olmaktadır. Nitekim kamu kurumları dışında, kâr elde etmeksizin üretim faaliyetlerinde devamlılık gösteren bir ticari işletme, söz konusu olmamaktadır. Firmaların gerçek performansları, uzun ya da kısa vadedeki kârlılığa bağlı olarak belirlenmekte bunun yanı sıra şirket değeri, pazar payı ve müşteri potansiyelinin arttırılması da yine kârlılık oranı ile yakından ilgili olmaktadır. Bu nedenle piyasalarda faaliyet gösteren her bir şirket, kendisi için en uygulanabilir ve etkili kâr formülünü elde etme çabasına girmektedir. Genel anlamda kazancın, üretim maliyeti ve şirket giderleri toplamından fazla olması; kârlılığın temel koşulu olsa da, kâr için genel geçer tek bir formül bulunduğunu söylemek zor hatta imkansızdır. Her sektör ve her şirket için farklı kâr formüllerinin uygulandığını belirtmek yerinde olacaktır. Kimi sektörlerde: kira, muhasebe ve yönetim gideri gibi üretime bağlı olmayan sabit giderlerin şirket bilançosundaki payı, kârlılıkta ön plana çıkarken kimi sektörlerde direkt olarak üretime bağlı hammadde, işçilik, bakım-onarım giderleri gibi değişken maliyetler, kârlılığı etkileyebilmektedir. Buna ek olarak, bazı sektörlerde ise: müşteri tercihi, sadakati, pazar payı, ürün ve hizmet memnuniyeti gibi çevresel faktörler, kârlılığı belirleyen temel aktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, organize perakende sektöründe kârlılıktan bahsedebilmek için; işletmenin ödediği kira tutarının, işletme cirosunun yüzde 3’ünü geçmemesi temel koşul olarak kabul edilmektedir. Sivil havacılık sektöründe ise, kârlılığı sağlayan kritik faktör; doluluk oranı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda yüzde 50 ila yüzde 60’lık bir doluluk oranı, bu sektörde faaliyet gösteren firmalar için oldukça önem arz etmektedir. Sektör sektör arttırabileceğimiz bu örnekleri bir araya toparlayarak, şirketler için kârlılığı sağlayan etmenleri başlıca;
Sabit giderleri arttırmaksızın üretimi arttırmak
Ürün başına birim maliyeti düşürmek
Ölçek ekonomisi yolu ile uzun vadeli üretim miktarını belirlemek
Yeni ürünler için uygun olan en düşük fiyat ile pazara girmek (piyasa fiyatı limitlemek)
Kriz dönemlerinde mevcut müşterilerin sipariş ve ödemelerini takip etmek, elde edilen veriler doğrultusunda üretim miktarını planlamak
Ulusal çapta, iyi ve güvenilir bir bayi kanalı oluşturmak
Pazarı doğru analiz etmek
Toplam satışlarda ihracatın payını, belirli bir yüzdenin altına düşürmemek ve son olarak ‘’Marka ile müşteri arasında anlamlı bir bağ kurabilmek’’ şeklinde sıralamak mümkündür.
KARA GEÇMEK ZOR FAKAT ŞART!
Piyasadaki vahşi rekabetin yanısıra; hammadde fiyatlarının sürekli olarak artması ve piyasa faizlerinin aşağı yönlü hareketi her geçen gün şirketler için kârlılığı zorlaştırıyor olsa da, bir şirket için kârsızlık; piyasa koşullarına karşı dayanıksızlık, devamsızlık ve geleceksizlik gibi tehlikeli anlamlara gelmektedir. Bu açıklamadan yola çıkarak kârsızlık için, adeta ‘’Şirketlerin Anemisidir’’ benzetmesini yapmak son derece yerinde olacaktır. Nitekim üretim faaliyetlerinden ve hizmetlerinden kâr elde edemeyen şirketlerin, yüksek kârlılık oranlarına sahip rakipleri karşısında hiçbir şansı olmayacaktır. Keza büyüme imkanları da öyle. O halde şirketlerin; kârlılığı maksimum kılacak bir biçimde geleceklerini planlaması, kârlılık arttırıcı çalışmaları belirlemesi ve önem sırasına göre uygulamaya geçirmesi oldukça önemli olmaktadır. Unutmayın ki; kâra geçmek ve kârlılığı korumak bir hayli zor ancak şirketiniz için tabiri caiz ise hayatidir!