Peygamber Efendimiz (SAV)
Peygamber
Efendimiz (SAV) "Sabır imanın yarısıdır" der. Bu hadisi ile sabrın önemini anlatır. Çünkü insan yaşamında sabredilecek çok şey vardır. Bunlara sabretmek ve asi olmamak, hayır ve şerrin yaratandan geldiğini bilmek demektir. Her şeyin ondan geldiğini bilince insan asi değil itaatkar olur. Bu da imanın gereğidir. Yalnız buradaki itaatkarlık mücadele etmemek, çaba göstermemek anlamında değildir. Buradaki itaatkarlık doğrudan Allah tarafından gelen şer ile ilgilidir. Örneğin hastalık gelip çatınca, ya da başından herhangi bir olay geçince Allah'ım "Neden ben?" diye sormamak, mutlaka bunun bir sırrı olduğunu bilmek gerekir. Yoksa başkalarından kaynaklanan bela ve eziyetlere karşı koymak, hem Allah (CC) emri, hem de Peygamber (SAV) sünnetidir.
Yüce Rabbim, Kur'an-ı Kerim'in Nahl suresi, 126. ayetinde bizlere şöyle seslenir: "Eğer size bir eziyet yaparlarsa, onun mislisiyle karşılık veriniz. Ancak sabrederseniz daha iyidir." Yani buna göre kısas haksızlığa uğrayanın hakkıdır ama bu haktan vazgeçmek Allah (CC) katında daha makbul olandır. Çünkü sabır gösterilmiştir ve Allah (CC) sabredenlerle birliktedir.
Veliler uzun zaman geçtiği halde başlarına bir bela gelmezse üzülürlermiş. Allah'ın (CC) bela verebilecek kadar bile kendilerini görmediğini düşünür, ağlar ve bela için yalvarırlarmış. Belalara sabrederek, Allah'ın (CC) taktirine mazhar olmak ve karşılığında onun dostluğunu kazanmak isterlermiş. Belaları dosttan gelen bir şey olarak kabul ettiklerinden, sitem etmez, aksine sevinçle dolarlarmış.
Büyük alim ve evliya Hasan Basri der ki; "Kişiye gereken; faydalı ilim, ihlasa dayanan kamil amel ve sabra dayanan tatminkar bir kanaattir. Bir insan bu üç şey bulunduğunda bilmem ki ona ne yapabilirler!"
Değerli okurlar, burada sizlere büyük alimin başından geçen bir olayı anlatmak isterim. Hasan Basri'nin yanına gelen bir bedevi, sabrın ne olduğunu sordu. Hasan da "Sabır iki çeşittir. Biri bela ve musibet içinde gösterilen sabır, diğeri Hak Tealanın bize yasak kıldığı şeylere karşı gösterilen sabır", diyerek sabrın ne olduğunu hakkıyla bedeviye açıkladı. Bunun üzerine bedevi, "Senden daha zahit ve daha sabırlı birini görmedim" dedi. Hasan ona "Ey bedevi! Benim bütün zühdüm dünyaya eğilim şeklinde, sabrım ise yakınma tarzındadır. Buna züht ve sabır mı denir?" dedi. Bedevi; "Bu sözün anlamını açıklamalısın, zira inancım alt üst olmuştur" deyince Hasan anlattı: "Benim belada veya taatta gösterdiğim sabır cehennem ateşinden korktuğumu ifade eder. Bu ise yakınmanın ta kendisidir. Dünyadaki zühdüm de ahirete rağbetin ifadesidir. Bu da bir nasip ve karşılık talep etmenin ta kendisidir. O kimsenin sabrı güçlüdür ki, sabrım yalnızca Hak için olsun diye kendi nasibini ortadan kaldırmıştır. Gösterdiği sabır kendi bedenini cehennem karşısında güvenceye almak için değildir. Zühdü de kendini cennete ulaştırmak için değil, yalnızca Hak içindir ve ihlasın belirtisi de bundan ibarettir." (Feridüddin Attar/Evliya Tezkireleri)