ZAMAN zaman bu köşeden, doğanın doğal dengesinin acımasızlık üzerine kurulu olduğunu tekrarlayıp duruyoruz. Belgeselleri izledikçe, bu tezin ne kadar doğru olduğunu görüyorsunuz. Dünyanın en acımasız canlısının insan olduğu iddiaları...
ZAMAN
zaman bu köşeden, doğanın doğal dengesinin acımasızlık üzerine kurulu olduğunu tekrarlayıp duruyoruz.
Belgeselleri izledikçe, bu tezin ne kadar doğru olduğunu görüyorsunuz.
Dünyanın en acımasız canlısının insan olduğu iddiaları var.
Bu iddianın da, pek haksız olmadığı ortada.
Salt Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde şiddet eğilimi giderek tırmanıyor.
Pakistan’daki, 148 öğrencinin ölümüne neden olan Taliban terör örgütünün vahşeti inanılır gibi değil.
Afganistan ve Pakistan özellikle de, Ortadoğu’daki dinsel temellere oturtulmaya çalışılan eylemler, özellikle de IŞİD’in acımasızlığı akıllara durgunluk verecek boyutlara tırmandı.
Avrupa ve Amerika’daki kitlesel ölümlere neden olan bir sürü eylemi saymaya kalksak ansiklopedi olur!
Şiddet eğiliminin, dünyada hangi boyutlara vardığını öğrenmek isterseniz, haber kanallarına bakmanız yeterli.
Filmlere, dizilere bakın.
Hepsinde, silah ön planda.
Soygun, vurgun, kan ve gözyaşı, her tür çeteleşme ve cinayet senaryosuyla bezenmiş yayınlar, hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda.
Olumlu hiçbir haber, hizmet ya da davranış biçimi toplumun ilgisini çekmiyor.
Medya sürekli olumsuzlukları, kan ve gözyaşını, cadde ve sokakları hatta kentleri yangın yerine çeviren, güvenlik güçleriyle çatışan sapıkları ekranlara taşımakla meşgul olduğuna göre, demek ki toplumun ilgisini çeken de bu rezillikler.
Günümüzde, birine yan bakmanız ya da omzunuzun bir başkasının omzuna kazayla çarpması bile, ölümünüze neden olabilir.
Bırakın herhangi bir caddede, karşıdan karşıya yaya yolundan geçmeyi, kaldırımda yürürken bile, bir arabanın altında kalarak, hakkın rahmetine kavuşabilirsiniz.
Sadece Türkiye’den söz etmiyorum.
Birkaç ülke hariç, dünyanın her yerinde, herkesin şans eseri yaşadığını söylemek mümkün.
Son yıllarda, herkesin herkese kuşkuyla bakması bir yana, potansiyel suçlu gibi görmesi düşündürücü.
Kimse kimseye güvenmiyor.
İnsanlara güven diye bir şey kalmadı.
Herkes bir cemaatin mensubu haline gelerek, bu şekilde bir mensubiyet duygusu içinde kendisini tanımlamaya ya da ifade etmeye kalkıyor.
Herkes, özgür düşünceden söz ediyor ama bir cemaatin piyonu olmaktan da geri durmuyor.
Hele hele, okumuş, en saygın bir meslek edinerek, belli makamlara gelmiş beyinlerin, bir cemaate sırtını dayayarak, mesleğine ihanet etmesi kadar saçma ne olabilir?
Ortak akıl ve kolektif bilinç anlayışıyla, insanların bir araya gelerek hizmet üretmesi ne kadar güzelse, bir şeyi ya da bir yeri ele geçirmek için çeteleşmek de o kadar kötüdür!
Dini tercihler bir yana, mezhep, tarikat, etnik kimlik hatta ideolojik ya da parti tercihi, tuttuğu futbol takımı, sahip olduğu meslek üzerinden bile, insanlar bir araya gelerek cemaatleşip, kutuplaşarak tartışmanın ve de çatışmanın bir parçası oluyorlar.
Böyle bir alışkanlık içinde olan bir toplumda, bireylerin bağımsızlıktan, özgür düşünceden söz etmesi mümkün mü?
Söz etseler de, inandırıcı olabilirler mi?